
“İnsan bazen gittiği yerleri değil, birlikte yürüdüğü insanları özlüyor.”
Yollar aynı kalıyor. Değişen, o yollarda yürüyen insan oluyor.
Bunu bana en çok doğa öğretti.
2020 yılında Rota Gezi Kulübü’nü kapattığımda bunun benim için doğru zaman olduğuna inanıyordum. Aradan yıllar geçti ve bugün hâlâ aynı düşüncedeyim. Bazı yolculukların uzun sürmesi onları değerli yapmaz. Bazen bir hikâyenin en güzel tarafı, doğru zamanda tamamlanmış olmasıdır. Ben de on iki yıl boyunca büyük bir tutkuyla yürüttüğüm bu serüveni, çıkabileceği en doğru noktada sonlandırdığıma inanıyorum.
İşin ilginç tarafı ise şu; kulüp kapandı ama benim doğayla olan yolculuğum hiç bitmedi. Yürümeye devam ettim. Kamplar yaptım, yeni organizasyonlar düzenledim. Bugün Keşif Defteri’nde yazıyor, Zinde Trekking çatısı altında yine insanlarla aynı patikalarda buluşuyorum. Hayatımın yönü hiç değişmedi. Değişen yalnızca yılların bana kazandırdığı bakış açısı oldu.

Çünkü zaman, insana bazı gerçekleri yürürken öğretiyor.
Bugün dönüp baktığımda en çok fark ettiğim şey ise şu:
Meğer insan bazen gittiği yerleri değil, birlikte yürüdüğü insanları özlüyormuş.
Yirmi İki Yaşında Başlayan Yolculuk
Rota Gezi Kulübü’nü kurduğumda yirmi iki yaşındaydım. Bugün kırka ayak basmak üzereyim.
O gün hiçbir eğitim almadan, hiçbir plan hazırlamadan, sadece içimdeki heyecana güvenerek bu yola çıktım. Organizasyon yönetmeyi de bilmiyordum, liderliği de… İnsanlarla birlikte yol almanın ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu ise zamanla öğrendim.

Aslında öğrendiğim her şeyi yolda öğrendim.
İnsanlardan öğrendim.
Doğadan öğrendim.
Hatalarımdan öğrendim.
Ama dönüp baktığımda görüyorum ki en büyük emeği yine kendime vermişim. Kendimi eğitmişim. Çünkü bir süre sonra bunun benim için geçici bir heves olmadığını anladım.
Doğa benim hobim değildi.
Hayatı algılama biçimimdi.
Kendimi en özgür, en huzurlu ve en gerçek hissettiğim yerdi.

Bir Kulübün Değil, Bir Büyüme Hikâyesi
Rota Gezi Kulübü’nün on iki yıllık hikâyesi aslında benim de büyüme hikâyemdi.
Kulübün kendi içinde dört farklı kuşağı oldu. İnsanlar değişti, hayatlar değişti, dostluklar değişti ama heyecan hiç değişmedi.
O yıllar boyunca yüzlerce doğa yürüyüşü yaptık, kamplar kurduk, kültür gezileri düzenledik, onlarca şehir gezdik. Binlerce insan aynı otobüste yolculuk yaptı, aynı patikalarda yürüdü, aynı sofrayı paylaştı.
Bugün o günleri düşündüğümde aklımda kalan şey kaç kilometre yürüdüğümüz değil.
Birlikte güldüğümüz insanlar geliyor aklıma.
Otobüste edilen sohbetler…
Yağmur altında paylaşılan kahkahalar…
Kamp ateşi etrafında edilen muhabbetler…
Yıllar geçiyor ama insanın hafızasında en çok insanlar kalıyor.

Doğayı Yönetirken Doğayı Kaçırmak
Elbette bütün bunların bana maddi katkıları da oldu. Hayatımı sürdürebilmem için bunun önemli bir tarafı vardı. Ancak zamanla başka bir gerçeği fark ettim.
Başlangıçta bana büyük keyif veren hobi, giderek büyük bir sorumluluğa dönüşmüştü.
Etkinliğe gelen insanlar bana güveniyordu.
Ben ise onların güzel bir gün geçirmesinden sorumluydum.
İşte tam da bu yüzden çoğu zaman doğaya bakamadım.

Bir çiçeğe uzun uzun bakacak vaktim olmadı.
Bir kayanın üzerine oturup manzarayı seyredemedim.
Bir derenin sesini dinlemek yerine grubun temposunu takip ettim.
Geride kalan var mı diye düşündüm.
Bir sorun çıkacak mı diye hesap yaptım.
O yıllarda çok güldüm.
Çok eğlendim.
Çok gezdim.
Ama bugün aynı parkurlara yeniden gittiğimde kendime bazen şaşırıyorum.
“Burada bu kadar güzel çiçekler var mıymış?”
“Şu manzarayı neden hiç hatırlamıyorum?”
Meğer aynı yerlerden defalarca geçmişim ama gerçekten görememişim.
Çünkü ben o yıllarda doğayı yaşamaktan çok, insanlara güzel bir gün yaşatmaya çalışıyormuşum.

Aynı Patikalar, Başka Bir İnsan
Bugün ise bambaşka bir yerdeyim.
Artık yürürken acele etmiyorum.
Bir papatyaya dokunacak kadar zamanım var.
Bir ağacın gölgesinde oturacak kadar sabrım var.
Gökyüzüne uzun uzun bakacak kadar özgürlüğüm var.
Sanırım yaş almak insana önce yavaşlamayı, sonra da gerçekten görmeyi öğretiyor.
Bazen kendi kendime gülümsüyorum.
Bugün insanlar birkaç kişilik organizasyonları planlamakta zorlanırken biz o yıllarda yüz elli kişiyle yaylalara çıkıyorduk. O dönemlerde çok az kişinin bildiği parkurlarda yüzlerce insanla yürüyorduk.
Şimdi düşünüyorum da bunun içinde bilgi kadar gençliğin cesareti de varmış.
Belki biraz delilikti.
Ama o cesaret olmasaydı o hikâye de hiç yazılamazdı.

Geride Kalan En Güzel İz
Aradan yıllar geçti.
Buna rağmen eski bir fotoğraf paylaştığımda hâlâ “Rota…” diye başlayan yorumlar görüyorum.
Birlikte yürüdüğümüz insanlar o günleri anlatıyor.
Fotoğrafların altına anılarını yazıyor.
İşte o zaman anlıyorum ki insanın yaptığı iş unutulmuyorsa, geride gerçekten güzel bir iz bırakmış demektir.
Hayatım boyunca duygularıyla yaşayan bir insan oldum.
Son yıllarda bunu daha fazla hissediyorum.
Belki beyazlayan saçlarımdan…
Belki sakallarıma düşen aklardan…
Belki de yaş almanın insana kazandırdığı dinginlikten…

Ama bu bana hüzün vermiyor.
Tam tersine…
Yaşadığım her şeye teşekkür etmeyi öğretiyor.
Evet…
Rota Gezi Kulübü’nü özlüyorum.
O günleri özlüyorum.
Bazı dostları özlüyorum.
Yirmi iki yaşındaki Ali Kemal’i bile zaman zaman özlüyorum.
Ama geçmişte yaşamıyorum.
Çünkü hikâye orada bitmedi.
Sadece başka bir yola dönüştü.
Bugün hâlâ yürüyorum.
Hâlâ yazıyorum.
Hâlâ üretiyorum.
Sadece artık daha yavaş yürüyorum.
Ama daha çok görüyorum.
Daha az acele ediyorum.
Ama daha çok hissediyorum.
Belki de yılların bana verdiği en büyük ödül bu oldu.
Hayatım boyunca kendime ihanet etmedim.
İçimden gelen sesi susturmadım.
Bundan sonra da susturmayı düşünmüyorum.
Bir gün bu yolculuk sona erdiğinde geriye dönüp “Keşke…” dememek için, imkânlarım el verdiği sürece yürümeye, üretmeye ve hayatın her mevsimini dolu dolu yaşamaya devam edeceğim.
Çünkü bugün çok iyi biliyorum ki insan, yürüdüğü yollarla değil; o yollar boyunca nasıl bir insana dönüştüğüyle hatırlanıyor.
Ve eğer bir gün benim adım anılacaksa, bunun sebebi çıktığım zirveler değil; birlikte yürüdüğüm insanların yüzünde bırakabildiğim bir tebessüm olsun isterim.












Bir yanıt yazın