
Bazı rotalar vardır; adıyla değil, ruhuyla anılır.
4 Nisan’da Zinde Trekking ekibiyle adım attığımız bu parkur, tam olarak böyle bir hikâyeye dönüştü.
Menekşe Yaylası…
Adı bir çiçeği çağrıştırır. Ama o gün bize sunduğu şey, tek bir renkten ibaret değildi.
Halk arasında “hercai – menekşe” olarak bilinen o değişken doğa gibi, bu rota da bir an dingin, bir an sert; bir an huzurlu, bir an meydan okuyan yüzünü gösterdi.
Belki de bu yüzden bu yürüyüşün adı bizim için artık sadece bir yer değil, bir ruh hâliydi;
Hercai.

Bir Köyden Başlayan Hikâye
İki hafta önce Sinan ve Bekir’le keşfini yaptığımız rota, etkinlik günü bambaşka bir karaktere bürünmüştü. İstanbul’dan yola çıkan 35 kişilik ekibimizle sabahın erken saatlerinde Gölcük İhsaniye Köyü’nde kısa bir mola verdik. Köy kahvesinde, yanımızda getirdiğimiz kahvaltılıklar eşliğinde güne başladık.
Ardından yürüyüşümüzün başlangıç noktası olan Kırıntı Köyü’ne geçtik. 1800’lü yıllarda Kafkasya’dan göç eden toplulukların yerleştiği bu köy, geçmişin izlerini hâlâ taşıyor. Sade yaşamı, doğayla iç içe yapısı ve dinginliğiyle yürüyüşümüzün ilk adımlarına eşlik etti.

Doğanın Sakin Yüzü
Parkurun ilk etapları, doğanın en huzurlu hâliyle başladı. Orman içi patikalar, hafif yükselişler ve ardından gelen keyifli düz yollar… Zaman zaman çiseleyen yağmur, yürüyüşün ritmini bozmak yerine ona başka bir anlam kattı.
Çimenlik alanlarda verdiğimiz molalarda termoslardan dökülen çaylar, paylaşılan kahveler ve küçük atıştırmalıklarla doğanın ortasında sade ama unutulmaz anlar yaşadık.
Menekşe Yaylası’na ulaştığımızda ise manzara dingindi. Fotoğraflar çekildi, anılar biriktirildi ve rota bizi Papazın Çayırı’na doğru çağırmaya devam etti.

Ateşin Başında Kurulan Dostluk
Papazın Çayırı’nda yaktığımız ateş, günün en sıcak anlarından birine dönüştü. Yerden toplanan kuru dallarla yakılan ateşin etrafında toplandık. Çantalardan çıkan yiyecekler paylaşıldı, imece usulü bir sofra kuruldu.
O anlarda doğa, sadece bir manzara değil; bir buluşma noktasıydı.
“Doğa, insanın kendine en çok yaklaştığı yerdir.”
Ama bu hikâyenin en unutulmaz kısmı henüz başlamamıştı.

Doğanın Gerçek Yüzü
Papazın Çayırı’ndan ayrıldıktan sadece birkaç dakika sonra başlayan sağanak yağmur, parkurun tüm karakterini değiştirdi. Önceki haftaların yağmurları ve eriyen kar suları, dere yataklarını taşırmış; patikaları ise küçük göletlere çevirmişti.
Artık bazı geçişler vardı ki suya girmeden ilerlemek mümkün değildi.
Bir yanda dereyi geçmeyi bekleyenler, diğer yanda karşıya ulaşmış olanlar…
Her geçen kişi, karşı kıyıya vardığında coşkuyla alkışlandı. Kahkahalar yükseldi. Hep birlikte çocukluğumuza döndük.
Ama bu sadece eğlence değildi; bu, gerçek bir ekip ruhuydu.

Sinan, Yılmaz ve Halil İbrahim…
Suyun içine girip neredeyse bel hizasına kadar ilerleyerek dakikalarca orada kaldılar. Taşlardan geçişler kurdular, kütükler yerleştirdiler. Soğuk suya ve akıntıya rağmen tek bir amaçları vardı: herkesin güvenle geçmesini sağlamak.
Hiçbir geçişte kimse yalnız bırakılmadı.
Eller uzandı, omuzlar verildi. İnsanlar birbirine tutunarak, güvenerek geçti o dereleri.
“Gerçek yol arkadaşlığı, en zor geçitte kimin elini tuttuğunla anlaşılır.”

Ve herkes, aynı coşkuyla… aynı tutkuyla yürümeye devam etti.
İlk Kez Gelenler ve Doğanın Sürprizi
Yürüyüş boyunca birçok kişiyle sohbet etme fırsatı buldum. Özellikle ilk kez bizimle gelenlere şu soruyu sordum:
“İlk etkinliğiniz ve böyle bir doğa sürpriziyle karşılaştınız. Ne düşünüyorsunuz?”
Aldığım cevaplar, tüm yorgunluğu unutturdu:
“Bir sonraki etkinlik ne zaman?”

İşte o an anlıyorsunuz…
Doğa bazen zorlar ama doğru insanlarla o zorluk, unutulmaz bir keyfe dönüşür.
Bir Yılın Hikâyesi
Zinde Trekking, bundan tam bir yıl önce nisan ayında atılan ilk adımla başladı. O gün, Yalova Çınarcık Erikli Yaylası’nda birlikte yürüdüğümüz arkadaşlara şunu söylemiştim:
“Bugünü unutmayın. Çekilen fotoğrafları unutmayın. Çünkü yarının hikâyesi, bugünden yazılıyor.”
Bugün dönüp baktığımda, o sözlerin ne kadar anlamlı olduğunu daha iyi görüyorum.
Kısa sürede büyüyen, gelişen ve her etkinlikte üzerine koyan bir topluluk olduk.
Zinde Yaşam Derneği’nin şemsiyesi altında büyüyen bu yapı artık sadece bir yürüyüş grubu değil; bir dostluk, bir paylaşım ve bir yol arkadaşlığı hikâyesi.

Yol Devam Ediyor
Günün sonunda yeniden Kırıntı Köyü’ne ulaştık. Muhtarlık binasında yanan sobanın etrafında toplandık. Isındık, dinlendik ve günün yorgunluğunu birlikte geride bıraktık.
Ama bu yolculuk sadece bir parkur değildi.
Bir kemik kadro oluştu.
Ve her etkinlikte bu kadroya yeni isimlerin eklenmesi, bu hikâyeyi daha da büyütüyor.
Ben de Zinde Trekking ile birlikte bu yolculuğun her geçen gün daha büyük keyfini çıkarıyorum. Geçmişin deneyimlerini bugüne, bugünün enerjisini geleceğe taşıyarak… insanlara bu yolda eşlik etmeye, öncülük etmeye devam ediyorum.
Çünkü bazı yollar sadece yürünmez…
Paylaşılır.
Ve bazı hikâyeler…
Tıpkı bu yürüyüş gibi,
hercai olur.


Bir yanıt yazın