Saçımdaki aklar her geçen gün artmaya başladıkça içimdeki duygular daha bir derinleşiyor, sanırım daha duygusal bir hal almaya başlıyorum. Hayata dair duygu ve düşüncelerim değişim gösterdikçe memleketime olan özlemimde aynı oranda artış gösteriyor.
19 Mayıs tatilini de fırsat bilerek sevgili patronum da gönlünden ekstra izin verince Yoshi’ye hadi Trabzon’a gidelim dedim.
Yoshi demişken; şimdi soranlar olacaktır. Yoshi kim diye?
Yoshi benim hayatımda yeri her zaman önemli olan, öz abim olsa ancak o kadar sevebilirim diyebileceğim biridir Ender abicim. Yirmi beş yılın üzerinde bir abi kardeş ilişkimizin olduğu, hayatımdaki en önemli isimlerin başındadır desem yeridir.
Derken; bir anda planlar, programlar içinde bulduk kendimizi.
İlkbahar tadında birkaç günlük Karadeniz kaçamağı iyi gelecekti. İlk durağımız Ender abinin memleketi olan Giresun oldu. Bu vesileyle de sevgili anne ve babasının elini öpme şerefine nail oldum. Giresun Güce’de bulunan Tevekli köyünde birkaç saat de olsa vakit geçirebildik. Doğanın uyanışı, uzun zamandır yağan yağmurlar ve kasvetli havalardan sonra gittiğimiz gün güneş açmıştı. Fındık ve çay bahçeleri içinde bulunan köy gerçekten harikaydı. Sıcakkanlı köy halkı ile selamlaştık, ayaküstü de olsa sohbetler ettik.

Burada geçirdiğimiz birkaç saatlik sürenin ardından Maçka’ya doğru yol aldık.
Karadeniz’in en sakin ve en güzel dönemine denk gelmiştik.

Maçka merkezde alışverişimizi yaptıktan sonra köyüme doğru yola çıktık. Adına birçok türkülerin yazıldığı Maçka’da olmak huzur veriyordu. Eski ismi ile hatta bizim hala aynı isim ile andığımız Hortokop’a şimdiki adı ile Yukarıköy köyüne geldik.
Evimizin bulunduğu araziye girdiğimiz anda Yoshi’nin ilk yorumu; burası köy değil ki bildiğin yayla, harika bir yer burası dedi.
Dediğim gibi yaş aldıkça memleketime daha doğrusu Maçka’ya olan özlemim artmaya başlıyor. Sanırım bundan sonra fırsat bulmaya değil fırsat yaratmaya çalışacağım köyüme daha sık gidebilmek adına.
Köye geldiğimizde hava kararmaya yakın bir zaman diliminde olduğundan karın açlığımızı gidermek adına hemen mangal ateşini yaktık. Mayıs’ın hoş geldiniz dercesine güzel bir hava ile bizi kucaklaması şanslı olduğumuzu gösteriyordu.
Kapı önünde geçen saatlerimizde bir biri ardını kovalayan konular içinde bulduk kendimizi.
Adını taşımaktan gurur duyduğum rahmetli dedem Ali Kemal Kol’un ocağındaydık.

Babamın ve amcalarımın özlemle anlattıkları çocukluklarının geçtiği Hortokopu bende dinlediklerimden yola çıkarak Ender abiye dilim döndükçe bölgeyi ve yaşanmışlıkları anlatıyordum.
Uzun yolculuk sonucunda yorgunlukla beraber ilk gecemizi olabildiğince kısa tutup ertesi gün için gözlerimizi kapattık.
Sabahın erken saatlerinde öten kuş seslerinin muazzam melodisi ile güne gözlerimizi açmak paha biçilmez bir duyduydu. Kapı önünde ateş üstünde kara demlik çayı ve olmazsa olmazımız kuymağımız ile güne güzel bir kahvaltı ile start verdik.

Maçka’ya gelinir de, Volkan Konak’a uğranmaz mı?
Ah Volkan abi ah!!!
Şarkılarınla, duruşunla hayat felsefenle sadece yöremiz insanının değil tüm ülke insanlarının kalbinde taht kurdun. Zamansız bu gidişin tüm ülkeyi yasa boğdu desem yeridir. Hayata gözlerini en çok sevdiğin sahnede kapattın.

Ender abi ile sevgili Volkan Konak’ın mezarına gittik. İnsan bir başka hissediyor, sözler kelimeler boğazında düğüm düğüm oluyor. O kadar çok seveni varmış ki, her gün mezarlığı dolup taşıyor. Öyle ki tur firmaları bile rotasını buraya çevirip ziyarette bulunuyor.
Mekânın cennet olsun Volkan abi.
Dualar ile andığımız Volkan Konak’ın kabrinden ayrıldıktan sonra, ev sahipliği yapmaktan büyük keyif aldığım duygularla Ender abiyi sütlacıyla meşhur Maçka – Hamsiköye götürdüm.
Güzel bir mevsimde geldiğimiz için ortalık çok sakindi, buda bizim için büyük bir şanstı diyebilirim. Harika bir doğası ile bizi karşılayan Hamsiköyde gözünüzün gördüğü her yer sütlaççı.
Her gittiğim yerde o yörenin özellikle bulabilirsem yaşlıları ile sohbet etmek bana zamanda yolculuk gibi geliyor. Orada rastgele tanıştığımız 83 yaşındaki Orhan amca da bu şanslarımdan sadece biriydi. Ona buradaki sütlacın bu kadar çok meşhur olmasının sebebini sordum.
‘’Burada yapılan sütlaçlar sadece bu yörede bulunan hayvanların sütünden yapılır, dışarıdan bir süt veya farklı bir yörenin hayvanından alınan süt burada kullanılmaz onun için buradaki lezzet tek tattır ve bundan dolayı adını duyurmuştur’’ dedi.

Aslında bir sütlaç evde yediğimizden ne kadar farklı olabilir ki diye sorular sormuştum kendime. Ama denedikten sonra tüm soruların cevabına ulaşmıştım.

Maçka da olmak gerçekten iyi hissettiriyordu, babamdan dinlediğim amcalarımdan öğrendiklerim ile Maçka’ya olan bağım ve özlemim her geçen gün derinleşmeye başlıyordu.
Rivayetlerin ardı akası kesilmeyen Hoca mezarı yaylamızda bunlardan sadece bir tanesi. Hoca mezarı yaylası bizim yaylamız. İlk defa duyanlar için enteresan bir isim gibi geliyor bunu anlayabilirim. Ayder, Pokut, Gito, Perşembe, Sultan pınar, Kümbet gibi meşhur isimli yaylaları duyunca bizim yayla adı şaşırtıcı geliyor dimi.
O zaman biraz şaşırın hatta merak edin.
Tek kalemde bu yolculuğu yazmak istemiyorum. Bu birinci bölümde sizi Hamsiköyde bırakıyorum, ikinci bölüme geçtiğimde sizi bir birinden farklı yerlere götüreceğim…

Bir yanıt yazın