Press ESC to close

Yolu Gözlenen Meslek; Mancacılık

Adım adım sökülen merhamet taşlarının yerine gömülen mayınlara bastıkça fark ettik ki karanlık bir natürmontun tam ortasındayız. Uzaklarda çok uzaklarda sadece günler değil; terk edilen merhamet, yok sayılan vicdan da geride kalmış. Zeytin ağacının serin gölgesinden çıkan insanlık vahşi bir karakışın soğuğunda önce kaybolmuş sonra perde inen gözlerine uyuması için yalvarmış. Kusursuz umutsuzluğun varlığına kani olan herkes üzerine basıp tüm değerleri un ufak eder iken geçmişin rahminden çıkagelen soluk bir fotoğraf karanlığın sonunun müjdecisi, ulu bir şafağın da habercisi olmuş.

Osmanlı’ da sokak hayvanlarını beslemekle görevli bir meslek grubu olan “Mancacı”’ yı konu alan bir fotoğraf.

OSMANLI DEVLETİ’ NDE HAYVAN SEVGİSİNİN KÖKENİ

Orta Asya’dan getirilen kadim Türk kültürü ile Allah’ın yarattığı canlılara hoşgörü ve merhameti şiar edinmiş İslam inancının ortak bir paydada buluşmasından doğan yeni bir anlayış çerçevesinde yapılandırılan Osmanlı İmparatorluğundaki sosyal hayat hayvanlara olan paylaşımcı tutumun tezahürleri ile bezelidir. Tabiatla hep iç içe yaşam süren göçebe Türk toplumunda ekonomik hayatın yanı sıra sosyal hayatında da hayvanların konumu daima ayrıcalıklıdır; hatta öyle ki mitolojisinde, edebiyatında, sanatında, folklorunda bu ayrıcalıkların izlerini görmek mümkündür. İslam inancının kutsal kitabı olan Kur’an-ı Kerim’ de de hayvanlara karşı merhametli olun çağrısı defalarca yinelenmiş, hayvanların da insanlar gibi ümmetler şeklinde yaşam sürdüğü belirtilmiştir. Hz. Muhammed’ in “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler (Allah ve melekler) de size merhamet etsin” sözü İslam inancına mensup insanların hayvanlara karşı tutumunda belirleyici bir unsur olmuştur. Osmanlı tarihi boyunca hayvanlara olan merhametin, şefkatin ve sevginin kökeninde bu iki büyük unsurun birleşerek kendilerine özgü bir model meydana getirmesi yer almaktadır.

Osmanlı hayvan hakları hususunda henüz Avrupa’da dahi görülmeyen düzenlemeler ile zamanın çok ötesinde bir medeniyetin sahibi olarak Batılı seyyahların dikkatine mazhar olmuştur. Tarihe tanıklık eden çok sayıda fotoğraf ile birlikte eserlerinde vurgulu tonda ele alan gezginler Osmanlı insanının hayvanlara olan sevgisi, merhameti ve şefkatini örnek göstererek dile getirenler olmuşlardır.

Jean Du Mont isimli 17. Yüzyılda yaşamış olan Avrupalı bir gezgin, “Seyahatname” adlı eserinde: “Türklerin hayırları hayvanlar için bile geçerlidir. Özellikle köpeklere karşı çok müşfiktirler. Türklerde kedi-köpek, at gibi eti için beslenmeyen hayvanları öldürmek suçtur.” şeklinde yazarak Osmanlı’ nın hayvanlara olan hassas ve adil yaklaşımına vurguda bulunmuştur. Aynı dönemlerde Avrupa’ nın çeşitli ülkelerinde yaz aylarının belli bir gününde tüm sokak kedileri çuvallara doldurularak festivale dönüşen bir eğlence ile yakılmakta idi.

Osmanlı’ da her tür hayvanın beslenip onlara iyilikle muamele edildiğini gösteren bir fotoğraf.

 

Fransız Edebiyatında şiir ve romanları ile geniş bir üne sahip olan Lamartine, “İmparatorluk Yolu” adlı yapıtında Osmanlı’da hayvan sevgisine dair görüşlerine şu şekilde yer vermiştir:

“Türkler, canlı cansız bütün yaratıklarla barış içinde yaşıyorlar ister ağaçlar ister kuşlar ya da köpekler olsun, Tanrı’nın yarattığı her şeye saygı gösteriyorlar; hayırseverlikleri bizde terk edilen ya da zulüm gören bu zavallı türleri de kucaklıyor. Bütün sokaklarda mahallenin köpekleri için su dolu kaplar var…” (Lamartine, t.y.: 535)

Lamartine; insanlara hürmetin tüm canlılara olan hürmetten geçtiğini bu satırlar ile dünyaya anımsatırken Osmanlı da O tarihlerde dünyada bir benzeri daha olmayan birçok vakıf kurup hayvan hakları ile ilgili yepyeni kurallar benimseyerek hayvanların huzurlu bir şekilde yaşam sürdürmeleri adına bazı kişileri görevli olarak tayin etmişlerdir. Zaman içerisinde sevgiden, merhametten ve şefkatten doğan bu mesleğin ismi “mancacılık” olarak tanımlanmış ve günümüze dek anılır olmuştur.

 

MANCACILIK

Manca; yemek, yiyecek manasına gelen İtalyanca “mangia”’ dan gelen ve daha çok kedi ve köpek yiyeceği olarak bilinen ciğer, dalak, yürek gibi sakatat parçalarına verilen isimdir.     Osmanlı Devleti’nde sokak hayvanları olan kedi ve köpeklerin beslenmesi için ciğer, dalak, yürek satışından sorumlu kişiler ise “mancacı” veya “seyyar ciğerci” olarak anılırdı. Osmanlı ticaret hayatının farklı bir rengi olan mancacılar sadece sokak hayvanlarını beslemek için yiyecek satan birer seyyar satıcıdır. Sokak hayvanlarını beslemeyi arzu eden kişiler ya mancacıdan sakatat olan ciğeri, yüreği, dalağı satın alarak sokak hayvanlarına beslemiş ya da mancacıya bunların parasını vererek gıyabında sokak hayvanlarını beslettirmişlerdir. Zamanla bu hayvanların beslenmesi her gün aynı periyotlarla dönüşümlü olarak yapılagelen rutin bir faaliyet halini almıştır. Ciğer, yürek ya da dalak gibi sakatatlarını kızartıp ahşap veya demir şişe geçiren ve sokaklarda bu şeklide gezen mancacılar hayvana olan sevginin ve de merhametin mesleğe dönüşen şeklidir.

  1. yüzyılda Türklerin yedikleri etten kedi ve köpeklere pay ayırdıklarını, onlara çok iyi muamele yaptıklarını gören Stephan Gerlach mancacılara dair şu sözlerle birtakım bilgiler vermiştir: “Bazı adamlar kentin sokaklarında dolaşarak demir bir şişe geçirdikleri kızarmış et parçaları satarlar ve bunların peşinden bir sürü kedi, köpek gelir. Kent halkı da bu etlerden satın alıp hayvanları beslerler. Bazı kimseler de bir akçe veya birkaç mangır karşılığında et ya da iç organları satın alırlar ve damlarında gezen kediler ve sokak köpeklerinin önüne atarlar… Bunları hep ‘Allah rızası için’ yaparlar. Bu davranışın bir ibadet yerine geçtiğine ve sevap sayıldığına inanırlar.” (Gerlach, 2007: 663-664).

Sokak hayvanlarının düzenli olarak beslenmesinde aktif rol oynayan mancacıları ve 16.yüzyıl sonu İstanbul insanının kedi ve köpeğe duyduğu sevgiyi anılarında renkli bir dille anlatan Baron Wenceslaw Wratislaw’ in sözleri dikkat çekicidir: “(…) İstanbul’da büyük bahçeler var ve bunların duvarlarında belli saatlerde kediler toplanarak onları besleyenleri beklerler. Tahta kovalar içinde pişmiş işkembe, akciğer gibi sakatatını “kedi eti, kedi eti! (kedi mancası)” diye satan ve şişte pişmiş sakatatı omuzunda taşıyan ve “köpek eti, köpek eti! (köpek mancası)” diye satan ciğercilerden yiyecek satın alan Türkler, köpeklere ve duvarda oturan kedilere verirler (…) (…)Türklerin, İstanbul’un bazı bölgelerinde ve belirli saatlerinde çoğunlukla görülen kedi ve köpeklere ekmek, et ve benzeri yiyecekler verme âdeti büyük sevap kazanma isteklerinden ileri gelmektedir. Kentin bahçe duvarları üstünde adeta sürüler halinde toplanan kedilerin sabahları erkenden kahvaltı ettikleri ve akşamları tekrar toplanarak kısmetlerini bekledikleri görülür. Bu manzarayı görmek için ve miyavlamalarını dinlemek için o duvarlara gülerek gittik. Birçok defa, Türk hanımlarının, dualar mırıldayarak, şiş etlerini genç sokak satıcılardan veya yakında bulunan imaretten alıp duvarda oturan kedilere uzun sopalarla verdiklerini çok kez gördük. Ayrıca kent sokaklarında şişlere takılı çiğ et parçalarının da satıldığı ve bunların bazıları tarafından satın alınarak kümeler halinde uçuşan çaylaklara atıldığı da görülür. Çaylaklar da bu etlerini pençeleriyle yakalarlar. Eğlence olsun diye biz de bu etten alıp çaylaklara attık.” (Baron Wratislaw’ın Anıları, 1996: 70 ve 75)

 

“MANCACILIK” NEDEN YOLU GÖZLENEN MESLEK?

Günümüzde kedi ve köpek yiyeceği manasına gelen “manca” kelimesini kullanımına neredeyse hiç rastlanmaz iken “mancacı” mesleğini de icra eden kimse kalmamıştır. Hayvanlar için çeşitli vakıf kuran, tedavisi için onlara hastane inşa eden, kuş evleri yapan, vahşi hayvanların dahi beslenmesi adına çeşitli düzenlemeler getiren Osmanlı, dünyanın imrendiği bir canlı medeniyetidir.

Tarih boyunca hayvanlar, insanlar ile birlikte yaşamış, birlikte göç etmiş, birlikte savaşarak insanlığa hizmet etmiştir. İnsan hayatının her alanında yine insanın en sadık yardımcıları da yine hayvanlar olmuştur. İnsanlık tarihi kadar eski olan tarihlerinde hayvanlar, insan hayatının vaz geçilmezi olur iken zaman da ilerlemesini sürdürdü. Zaman ilerledikçe insanın ihtiyaçları değişti, mekanikleşme arttı ve nihayetinde dijital dünya ile tanışan insan için hayvana verilen değer azaldı. Hayvanlar ile insanların o kadim uzun yolculuğunda en nihayet bir yol ayrımına gelindi. Omuz omuza birlikte yol alan iki kadim dost birbirine rağmen hayatta kalabilen iki azılı düşmana dönüştü.

Tam da şimdi zaman zaman çocuk veya yetişkin fark etmeksizin insanların sokak hayvanları tarafından öldürüldüğü zaman zaman ise sokak hayvanlarının insanlar tarafından zehirlenerek öldüğü karanlık bir natürmontun tam ortasındayız. Tehlikeli bir oyuna dönüşen şiddet haberleri zemheri kışı gibi aniden indi üzerlerimize. Ne anne babaların ağladığı ne de hayvanların zehirlenerek, dövülerek, eziyetle acı içinde öldürüldüğü bir dünyanın huzur iklimine kavuşamayacağı, güneşli günlere kapı aralanamayacağı artık herkes tarafından anlaşıldı. Bu noktada mazeret üretmenin değil çözüme dayalı projelerin hayata geçirilmeye ihtiyacı su yüzene çıktı.

Sorunu kabul ederek proje üretme noktasına gelindiği bu aşamada çözüm bu kez geçmişin rahminden çıkageldi. Geçmişte dünyaya örnek olmuş olan “mancacı” ya da “seyyar ciğercilik” mesleği bu kez “mancacılık tasarısı” ile çözümün odağına yerleşti. Faaliyet alanı günümüzde olmayan mancacılık mesleğini tekrar faal bir hale getirerek geçmişte olduğu gibi yine merhametle, şefkatle, sevgi ve saygı ile zihinlerde yer edinen bir toplum haline gelebilmek adına herkes merhamet taşının altına elini koyabilmelidir. İnsanların ve hayvanların mutlu ve huzurlu olmalarını sağlayarak güven içinde yol arkadaşlığına tekrar devam edebilmeleri için uygulamaya konması ümit edilen “mancacılık tasarısının” aşamalarını ve görev tanımlarını liste olarak maddeler halinde yazalım:

  1. Belediye bünyesinde bir heyet oluşturulmalıdır. Bu heyette veteriner, psikolog, belediye yetkilisi ve sosyal hizmet uzmanı yer almalıdır.

2.Belediyelerin uygun birimleri ile ortak bir çalışma yapılarak mancacılarda sahip olmaları gereken özellikler belirlenmelidir.

  1. Belirlenen bu özelliklerin ışığında Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde yer alan, belli bir süreye yayılan ve çeşitli aşamalardan oluşan teorik ve uygulamalı bir eğitim verilmelidir.

Eğitim içeriği; hayvanların doğru ve düzenli beslenmesi, insanlar tarafından maruz kalınabilecek kötü muamelelere karşı alınabilecek tedbirlerin öğretilmesi, insan ve hayvan sağlığı ile ilkyardım dersleri olmalıdır.

Eğitim sürecini başarı ile tamamlayan her öğrenciye Millî Eğitim Bakanlığı tarafından onaylı bir belge verilmelidir.

4.Mancacılar sokak hayvanlarının kısırlaştırılmalarına önem vermeli ve bunun takibatını belli periyotlarla gerçekleştirmelidir.

İç-dış parazit, karma ve kuduz aşıları mancacı tarafından düzenli olarak kontrol edilmeli ve aşılarının süresi dolan sokak hayvanlarının aşıları yinelenmelidir.

Resmî kurumlarda çalışan veteriner hekimler tarafından sokak hayvanları olan kedi ve köpeklere çip uygulaması yapılmalıdır.

5.Belediyeler tarafından her mahallenin yüzölçümü ve nüfus yoğunluğu dikkate alınarak sokak hayvanları için belirgin bir sayı üzerinde karar kılınmalıdır.

6.Belediyeler tarafından temin edilen ve de hayvanların barınması adına uygun görülen özel tasarım, sıcağa-soğuğa ve her tür hava olaylarına dayanıklı ahşap kulübeler mahalle ile semtlerin en uygun noktalarına mancacılar ile birlikte belediye yetkilileri tarafından yerleştirilmelidir.

7.Rehabilite edilen sokak hayvanlarının insanlar ve diğer canlılar için herhangi bir saldırganlık içinde olması beklenemez iken ola ki yaşanabilecek olumsuz bir durumda insanları ve diğer canlıları korumak adına mancacılara gerekli güvenlik eğitimlerinin yanı sıra müdahale etme adına yetki de verilmelidir.

8.Mancacılılar, her mahalle ve semtte seçilen belirli sayıda gönüllü kişilerce denetlenmeli; böylece projenin düzenli ve sorunsuz yürütülmesi sağlanmalıdır.

 

SON OLARAK…

Mancacılık mesleği, umulur ki geçmişten günümüze müjde olarak ulu bir şafak edasıyla tekrar doğar; insanlığı da sürüklendiği o kesif ve bulanık girdaptan alarak mehtabın zarif ve asil ışıltısıyla kucaklar.

 

Kaynakça

Baron Wratislaw’ın Anıları. (1996). 16. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğundan Çizgiler. çev. M. Süreyya Dilmen, İstanbul: Milliyet.

Gerlach, S. (2007). Türkiye Günlüğü 1573-1576. çev. Turkis Noyan. Cilt: II, İstanbul: Kitap Yayınevi.

Lamartine, A. d. (t.y.). İmparatorluk Yolu (Türkiye Tarihi). Haz. M.R. Üzmen. Cilt: II, İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser.

Sunar, M. M. (2015). “Hayvanlar”. Osmanlı İmparatorluğunda Çevre ve Şehir. İstanbul, 192-230.

Comments (2)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir