Press ESC to close

Yayla Geçişleri; Karagöl, Acelle, Çardacık

Doğa yürüyüşlerinin en sevdiğim yanı hiç kuşkusuz keşif yürüyüşleridir.

Grup yürüyüşleri ile keşif yürüyüşlerinin arasında oldukça fark olduğunu düşünüyorum. Bir grubu yürüttüğümde veya bir grubun doğa yürüyüşüne dâhil olduğumda ‘’zamanlama’’ konusu ön plana çıkıyor. Koordineli yürümek ve uyulması gereken kurallar vb.

Bunu daha da açmak gerekirse, eğer bir grubu yürütüyorsam orada olan herkesin sorumluluğu bende oluyor. Ki; bunu yıllarca severek yapmış biriyim. Fakat bir zaman kontrolü planlamak zorundasın.

Ve ben  ‘’zorunda’’ hissettiğim hiçbir şeyi sevmiyorum.  Özgürlüğün zamanı olmamalı.

Grup yürüyüşleri içinde uymak zorunda olduğumuz planlı ve programlı molalar, süreler ve kurallar diye uzayan giden konular…

Aslında her biri kendi içinde çok güzel ve akıcı olan hikâyeler barındırıyor.

Bir gruba dâhilsen orada planlanmış ve programlanmış bir etkinlik içinde başlangıç noktasından bitiş noktasına kadar bir amacı tamamlıyorsun. Yeni insanlar tanıyor, farklı hikâyeler buluyorsun.

Bugün de yeni bir rota oluşturmak ve ilkbaharın içinde doğaya yeni adımlar atacak olmanın heyecanı vardı içimde.

Mayıs’ın ilk hafta sonu harika bir hava ile karşılamıştı bizi. İsmail ve Esma ile sabahın ilk ışıklarıyla bizim evin önünde buluştuk. Bir gece önceden hazırladığımız sırtdaşlarımız ile yola koyulduk…

Bu arada sırtdaşın ne olduğunu merek edenlere; ben içine tüm eşyalarımı koyduğum ve hayallerimi sığdırdığım sırt çantama bana her yerde eşlik ettiği ve yol arkadaşlığı yaptığı için ona sırtdaş ismini koydum.

Gebze’den başlayan yolculuğumuz havanın erken saatlerde ısınmasıyla birlikte keyifli bir hale geldi.

Sakarya’nın Taraklı ilçesinde verdiğimiz molada kahvaltılık ve günün ilerleyen saatlerinde yemek için erzaklarımızı aldık. Karagöl’e kadar süren araç yolculuğumuzda yemyeşil doğanın büyüsünü izleyerek şehir kalabalığını ve içinde barındırdığı stresleri geride bırakıyorduk.

Sarı ve beyaz papatyaların muhteşem dansı arasında Karagöl’e ulaştık.

 

Yayla çiçeklerinin kokusu, otlamaya çıkmış hayvanların çan sesleri ve kuşların ötüşüyle oluşan akustik bir ortamda harikulade bir kahvaltı yaptık.

Biraz dinlenme, biraz hazırlık derken belirlemiş olduğumuz rota doğrultusunda doğanın kalbine doğru adımlarımızı atmaya başladık. Sıcağın henüz tepemizde olmasına fırsat vermeden ilk adımlarımızı hızlı atarak ormanın içine girdik.

Verimli Nisan yağmurlarından sonra doğa bir başka güzel olmuş, yeşilin en güzel hali ormanı süslemişti. Parkur içinde verdiğimiz ara molalarda kuşların muazzam ses akustiğini dinlemek olağanüstü bir duyguydu. İnsanın kendini yenilemesi, ruhen ve bedenen kendini daha zinde hissetmesi gerçekten çok iyi hissettiriyor.

Üçümüz ve sırtdaşlarımızla birlikte patika yollardan yürürken geçiş güzergâhımızda bulunan bir birinden güzel çiçekleri yerinde görmek ve izlemek harika bir duyguydu. Çiçek dalında güzeldir sözünü yerinde görerek canlı şahidi olmuştuk.

Karagöl yaylasından başlayan yürüyüşümüz sırasıyla Acelle yaylası ve Çardacık yaylası geçişleriyle devam edip başladığımız noktada son bulacaktı.

Karagöl ile Acelle yaylaları arasındaki orman geçişleri gerçekten görülmeye değerdi. Ama Çardacık yaylasına ayrı bir parantez açar, hatta altını kırmızı kalemle çizerim. Bu yaylayı diğer yaylalardan ayıran en önemli etken, çok az yapının olması ve daha bakir kalmış olması.

Rotamız üzerindeki geçişlerden ilk olarak Acelle yaylasına ulaştık. Bir yayla için oldukça büyük bir göle sahip olması, ulaşımı kolay ve yerleşimin fazla olması günübirlik piknikçilerin burada çok olmasından dolayı burayı hızlı geçmemize neden oldu. Sadece el yüz yıkama süresi kadar durduk diyebilirim.

Acelleden hızlı geçişimizle birlikte dik bir çıkışı arkamızda bırakarak orman içi patikalardan yürüyerek Çardacık yaylasına doğru yol aldık. Buraya varana kadar birçok noktada molalar vererek ve birbirinden güzel fotoğraflar çekerek doğada kalma süremizi uzattık.

Doğada zamanla asla yarışmayın. Kendinizi ona bırakın, zira zamanla yarışan kimsenin kazandığı görülmemiştir kâinatta.

Ve Çardacık yaylası…

Buraya bu üçüncü gelişim. Her geldiğimde benzer cümleler kurarak buranın hakkını vermeye çalışıyorum sözlerimle. Dediğim gibi butik bir yayla burası. Öyle herkesin bilmediği ve bilmesine de gerek olmadığını düşündüğüm bir yayla.

Buradaki yayla sakinleri ile yaptığım sohbette hep benzer şikâyetler duydum! Toplumumuzun çevreye olan duyarsızlıkları ve ana durağımız olan doğaya karşı saygılı olmayışlarıyla birlikte bıraktıkları çöpleri. Onlar bu yaptıklarından utanmıyor ve vazgeçmiyor olsalar da, doğa seveler olarak onlara bunları anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz…

Bu güzelim yaylanın sessizliği gerçekten huzur veriyor. Uzun bir dinlenme molası verdik Çardacıkta. Nihayetinde artık karnımızda acıkmıştı. Ara molalarda zaman zaman bir şeyler atıştırsak da doğa acıktırır gerçeğini unutmamak lazım.

Mis gibi yayla havasında yiyeceğimiz en güzel şey elbette sucuk ekmek olmalıydı. Bizde bunu bilerek sucuk ekmek yapıp karnımızı güzelce doyurduk. Yanında birde sıcak   çay içerek kendimizi ödüllendirdik.

Çardacıkta geçen süreden sonra kalan 6 km’lik yolumuzu tamamlamak için yola koyulduk.

Toplamında 14 km’lik bir parkuru tamamlayarak yayla geçişleriyle birlikte Karagöl’e ulaştık. Keşif yürüyüşleri ile grup yürüyüşlerinin arasındaki farklarda burada ortaya çıkıyor diyebilirim. Kendi rotanızı kendiniz belirliyor ve doğada daha fazla vakit geçiriyorsunuz. Bizde bugün doğada oldukça fazla vaki geçirdik.

Geçiş yaptığımız yaylaların çiçeklerinden selam aldık, papatyaların seviyor – sevmiyor gibi batıl inançlarını düşünmeyerek onlara dokunmadık, onları olması gereken yerlerinde ziyaret ettik. Doğa iyileştirir sözünü yerinde yaşadık.

Dün olduğu gibi bugünde doğaya sadece ayak izlerimizi bıraktık.

Doğa ile savaşanlara şunu söylemek lazım; ‘’doğa ile savaşmayın, kazanırsanız kaybedeceksiniz’’

Doğa ile kalın, doğada kalın…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir