Press ESC to close

Taş Köprü’den Çoban Geçidi’ne; Bir Keşif Günü

Uzun zamandır yeni bir keşif için yola çıkmamıştık.

Bugün yine erkenden düştük yollara. Dört kişiydik; Ben, Bekir, Sinan ve Burcu.

Rotamız Kocaeli’nin Körfez ilçesine bağlı Kutluca Köyü’nden başlayacak, Taş Köprü ve Çoban Geçidi Kanyonu üzerinden ilerleyerek Elbizli Köyü’nde son bulacaktı. Yaklaşık 11 kilometrelik, zorluk açısından kolay ile orta seviye arasında değerlendirebileceğim bir parkurdu.

Ama bugünkü keşfi benim için özel yapan başka bir şey daha vardı.

Bu parkurda benim de ilk yürüyüşümdü.

Yani bugün sadece yeni bir rota keşfetmek için değil, benim de daha önce hiç yürümediğim bir yerde ilk kez yürümek için yola çıkmıştık.

Fakat hikâye aslında yürüyüş başlamadan önce başlamıştı.

Herkes Bir Şeyinden Vazgeçerek Geldi

Bugün dört kişiydik ama hepimizin bu yürüyüşe geliş hikâyesi farklıydı.

Sinan nöbetten çıkmıştı.

Hiç uyumadan İstanbul’dan Marmaray’a bindi ve yaklaşık iki saatlik yolculuğun ardından yanımıza geldi. Üstelik keşif tamamlandığında onu dinlenmek için bir yatak değil, yeniden bir gece nöbeti bekliyordu.

Bekir, sabah evinden çıkarken eşini ve çocuğunu geride bırakıp geldi. Ailesiyle geçirebileceği bir günü bizimle, ormanın içerisinde geçirmeyi tercih etti.

Ben ise üç dört gündür hastalıkla uğraşıyordum. Yatak, döşek, hastane köşeleri, serumlar ve iğneler derken henüz tam olarak toparlanamamıştım.

Ama bugün keşif vardı.

Bazen insanın bedeniyle yapmak istediği şey aynı olmuyor. Bugün benim için de biraz öyleydi.

Bir de Burcu vardı.

O ise…

Gayet normal geldi.

Uykusunu almıştı, sağlığı yerindeydi, hiçbir problemi yoktu.

Kısacası dört kişilik ekibin açık ara en rahat insanı Burcu’ydu.

Biz üçümüz çeşitli fedakârlıklarla keşfe gelirken Burcu sadece geldi ve yürüdü.

Ama onun hikâyesi zaten bugünden çok daha eski.

Dört Kişinin Farklı Zamanlara Uzanan Hikâyesi

Sinan ve Bekir’le olan dostluğumuzun henüz birinci yılı doluyor.

Kâğıt üzerinde çok uzun bir zaman değil. Fakat doğada birlikte geçirilen zaman biraz farklı işliyor. Birkaç yürüyüş, birkaç keşif, birlikte çekilen sıkıntılar, paylaşılan molalar ve yaşanan küçük maceralar insanları kısa sürede birbirine yaklaştırabiliyor.

Sinan’la sanırım bu benim dördüncü keşif yürüyüşüm.

Her keşifte birbirimizi, yürüyüş tarzımızı ve ekip içerisindeki yerimizi biraz daha tanıyoruz.

Bekir’le de son dönemde doğada daha fazla yan yana gelmeye başladık.

Ama Burcu’nun hikâyesi bambaşka.

Burcu, lise sıralarından başlayan bir dostluğun parçası.

Rota Gezi Kulübü dönemlerinden Albatros Doğa Sporları dönemine, oradan bugüne uzanan yaklaşık 15 yıllık bir yol arkadaşlığı.

Onlarca, hatta yüzlere yaklaşan gezi yolculuğumuz var.

Aynı otobüslere bindik, aynı organizasyonlarda bulunduk, aynı yollardan geçtik. Bazen yol arkadaşı, bazen dost, bazen de birbirimize dert anlattığımız insanlar olduk.

Fakat bugün ilginç bir şeyi fark ettik.

Bunca yıl, onlarca hatta yüzlerce gezi yapmışız ama ilk defa birlikte bir keşif yürüyüşüne çıkmışız.

İnsan bazen yıllardır yanında olan bir dostuyla bile hâlâ yeni bir “ilk” yaşayabiliyor.

Bugün bizim ilkimizdi.

Kutluca Köyü’nden Başlayan Keşif

Sabah ilk iş araç meselesini hallettik.

Parkur tek yönlü olduğu için iki araca ihtiyacımız vardı. Araçlardan birini yürüyüşün biteceği Elbizli Köyü’ne bıraktık. Diğer araçla tekrar Kutluca Köyü’ne geçtik.

Aracı bıraktık ve yürüyüşe başladık.

İlk hedefimiz Taş Köprü’ydü.

Taş Köprü’yü geçtikten sonra ise bizim için asıl keşif başladı.

Ormanın içerisine doğru ilerleyen patikaya girdik.

Çok geçmeden bunun sadece yürüyüp geçeceğimiz bir rota olmadığını anladık.

Dikenler, yoğun çalılar ve zaman içerisinde kapanmış geçişler karşımıza çıkmaya başladı.

Yanımızdaki testere ve baltaları çıkardık.

Bir yandan yolu açıyor, bir yandan da gelecek hafta bu rotaya getireceğimiz grubun daha rahat ve güvenli ilerleyebilmesi için parkuru temizliyorduk.

Yani bugün sadece kendimiz için yürümüyorduk.

Bugün açtığımız yol, bir hafta sonra başka insanların yürüyüş yolu olacaktı.

Keşif yürüyüşlerinin sevdiğim taraflarından biri de bu.

Sizden önce yürünmemiş ya da uzun zamandır kullanılmamış bir yerde yolu bulmak, geçişleri kontrol etmek ve daha sonra gelecek ekip için rotayı hazırlamak…

Bunun verdiği ayrı bir keyif var.

Taş Köprü’den Çoban Geçidi Kanyonu’na

Taş Köprü’den sonra rota sürekli değişmeye başladı.

Kimi yerde kayaların arasından geçtik, kimi yerde yoğun bitki örtüsünün içerisinde kendimize yol açtık.

Dikenler, çalılar, orman geçişleri, kayalık bölümler ve su birikintileri…

Bazı bölümlerde orman o kadar yoğunlaştı ki bir ara kendimizi Amazon ormanlarında hissedecek kadar farklı bir görüntü ortaya çıktı.

Tabii Amazon kısmı biraz bizim yorumumuz olabilir. 😄

Ama ormanın içerisindeki yoğunluk gerçekten dikkat çekiciydi.

Çoban Geçidi Kanyonu’na doğru ilerledikçe parkurun karakteri de sürekli değişti.

Yaklaşık 11 kilometrelik bu rotayı zorluk açısından kolay ile orta seviye arasında değerlendirebilirim.

Fakat yürüyüş keyfi oldukça yüksek.

Çünkü uzun süre aynı şeyi yapmıyorsunuz.

Bir yerde patika, biraz sonra kayalık geçiş, ardından orman yolu, sonra başka bir engel…

Bu da yürüyüşün tekdüze olmasını engelliyor.

Keşfin Olmazsa Olmazı: Çay, Kahve ve Sandviç

Elbette keşif ekibi olarak hazırlığımızı da yapmıştık.

Sandviçlerimizi, çayımızı ve kahvemizi yanımıza almıştık.

Ormanın içerisinde uygun bir yerde mola verdik.

Biraz oturduk, nefeslendik, kahvemizi içtik, bir şeyler atıştırdık.

Sonra yine toparlanıp yola devam ettik.

Çünkü daha önümüzde keşfedilecek bir rota vardı.

Bence bu tarz yürüyüşlerde mola sadece dinlenmek için değil.

Yürüdüğün yeri biraz daha fark etmek için de gerekiyor.

Sonbahar Henüz Tam Gelmedi Ama…

Eylülün son günlerindeyiz.

Orman hâlâ büyük ölçüde yemyeşil.

Fakat mevsimin değişmeye başladığını gösteren küçük işaretler de artık ortaya çıkmış.

Birkaç sararmış yaprak…

Yere düşmüş kuru yapraklar…

Yeşillerin arasında kendini göstermeye başlayan sarılar…

Henüz sonbahar tam anlamıyla gelmiş değil.

Ama orman yavaş yavaş haberini vermeye başlamış.

Sonbahar geliyor.

Bugün yürüdüğümüz patikalarda yazın yeşiliyle sonbaharın ilk renkleri yan yana duruyordu.

Birkaç hafta sonra aynı rotanın çok daha farklı görüneceği belli.

Biz de mevsim değişiminin tam ortasında bu rotayı yürümüş olduk.

Arılar Yine Beni Buldu

Benim arılarla olan ilişkim artık ekip içerisinde ayrı bir konu.

Nedense beni hiç pas geçmiyorlar.

Bugün de gelenek bozulmadı.

Ormanın içerisinde yol açmaya ve yürümeye devam ederken bir arı sol tarafımdan süzüle süzüle geldi ve karın boşluğumla kısa bir tanışma gerçekleştirdi.

Arının beni soktuğunu mu söyleyelim, ısırdığını mı…

Artık ona siz karar verin.

Ben sadece şunu biliyorum;

Ben arılardan kaçmıyorum. Arılar beni buluyor.

Sanırım artık buna alıştım.

“Biliyor Musunuz Ne Oldu?”

Yürüyüşün son birkaç kilometresine geldiğimizde artık finali görmeye başlamıştık.

Üzerimizde tatlı bir yorgunluk vardı.

Yaklaşık 11 kilometrelik parkurun sonuna yaklaşırken keşfin de güzel bir şekilde tamamlanacağını düşünüyorduk.

Tam o sırada arkadan Bekir’in sesi geldi;

“Biliyor musunuz ne oldu?”

İnsanın bu cümleyi duyduğu anda başına iyi bir şey gelmeyeceğini anlaması çok zor değil.

Meğer Elbizli Köyü’ne, yani parkurun bitiş noktasına bıraktığım arabanın anahtarını Bekir’in arabasında bırakmışım.

Durum şu;

Biz Elbizli’deyiz.

Araba Elbizli’de.

Ama anahtar Kutluca’da.

Kısacası planın küçük bir bölümünü atlamışız.

Bizim işimiz keşif ama bazen kendi yaptığımız keşiflerin içerisinde kendimizi de keşfediyoruz.

Bu kez keşfettiğimiz şey ise arabanın anahtarını nerede bıraktığımızı kontrol etmek gerektiği oldu. 😄

Keşif Biraz da Böyle Bir Şey

Yoldan geçen bir hanımefendiyi durdurduk.

Büyükşehir Belediyesi yetkilisi gibiydi.

Durumu anlattık. Sağ olsun, arka taraftan gelen ekiplerine haber verdi ve başlangıç noktasında bıraktığımız Bekir’in aracına ulaşmamıza yardımcı oldu.

Bekir gidip aracı aldı.

Sonra tekrar bizim yanımıza geldi.

Böylece küçük anahtar maceramızı da çözmüş olduk.

Aslında bugün bir kez daha gördüm ki keşif yürüyüşleri sadece kaç kilometre yürüdüğünüzden ibaret değil.

Bazen kapanmış bir patikayı açmak…

Bazen dikenlerin arasından yol bulmak…

Bazen gelecek hafta gelecek grubun geçişini düşünmek…

Bazen ormanın ortasında kahve içmek…

Bazen hiç beklemediğiniz bir arının sizi bulması…

Bazen de parkurun sonunda “Arabanın anahtarını nereye koymuştum?” diye düşünmek.

Bütün bunlar keşfin bir parçası.

Bugünden Geriye Ne Kaldı?

Bugün dört kişi, Kocaeli’nin Körfez ilçesine bağlı Kutluca Köyü’nden yola çıktık.

Taş Köprü’den geçtik.

Çoban Geçidi Kanyonu’nu yürüdük.

Yaklaşık 11 kilometrelik parkuru tamamladık ve Elbizli Köyü’nde günü noktaladık.

Benim içinse bu rota ayrıca ilk yürüyüşüm ve ilk keşifimdi.

Yeni bir parkur daha gördüm, geçişleri kontrol ettim, bazı bölümlerini temizledik ve gelecek hafta buraya gelecek ekip için rotayı biraz daha hazır hale getirdik.

Ama geriye sadece 11 kilometre kalmadı.

Sinan’ın uykusuzluğu…

Bekir’in ailesinden ayırdığı zamanı…

Benim hastalığın içinden çıkıp geldiğim bu günü…

Ve Burcu’yla yaklaşık 15 yıllık dostluğumuzda yaşadığımız yeni bir “ilk”i de yanımıza aldık.

Üçümüz çeşitli fedakârlıklarla geldik.

Burcu ise… yine rahat rahat geldi.

Ama zaten dostluk biraz da böyle bir şey değil mi?

Her zaman aynı yükü taşımak değil.

Aynı yolda yürümek.

Bugün bizim yolumuz Kutluca’dan Elbizli’ye uzandı.

Orman hâlâ yeşildi ama sonbahar çoktan haberini göndermişti.

Biz de o haberi, yaklaşık 11 kilometrelik yeni bir keşifle aldık.

Bir rota daha defterimize yazıldı.

Comments (1)

  • Ayfer Akaysays:

    Eylül 26, 2026 at 8:23 pm

    Hellooooo 🫰

    Burcu’ya bi’ kurulmuşuz lakin kız ne güzel eşlik etmiş. N’apsın normal bi’ cumartesi günüyse 😄 Ne güzel anı birikmiş heybenizde. Arıların nesli azalıyor diyorlardı 🙈

    Sevgiler..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir