
Yirmi yılı aşkın doğa yolculuğumda en güzel dostlukları, adını bile bilmediğim patili yol arkadaşlarımla kurdum.
Yirmi yılı aşkın süredir doğanın içindeyim. Bu süre boyunca yüzlerce farklı parkur yürüdüm. Kimi zaman tek başıma çıktım yollara, kimi zaman birkaç dostumla, kimi zaman ise kalabalık gruplara liderlik ederek… Karın içinde yürüdüm, yağmurun altında ıslandım, yaz sıcağında kilometrelerce yol aldım, sislerin arasından geçtim. Doğa bana her seferinde farklı bir hikâye sundu.
Ama dönüp geriye baktığımda, hafızamda yalnızca zirveler, yaylalar ya da şelaleler kalmamış. Hafızamın en güzel köşesinde, adını hiç bilmediğim ama kalbimde iz bırakan patili yol arkadaşlarım da var.
Yıllar içinde şunu fark ettim; neredeyse her yürüyüşte biri gelip bana eşlik ediyor. Bazen bir köyün girişinde çıkıyor karşıma, bazen yaylanın ortasında, bazen de zirveye giden son patikada. Önce uzaktan bakıyor, sonra usulca yanıma yaklaşıyor. Birkaç dakika sonra ise sanki yıllardır birlikte yürüyormuşuz gibi aynı yolu paylaşmaya başlıyoruz.
İşte o andan sonra yürüyüş benim için sadece bir parkuru tamamlamak olmuyor. O günün en güzel hatırası, yanı başımda sessizce yürüyen o dost oluyor.

Zamanla onları beklediğimi fark ettim. Yeni bir parkura başladığımda içimden, “Bugün acaba bana kim eşlik edecek?“ diye geçiriyorum. Çünkü biliyorum ki bir yerde, hiç tanımadığım bir dost çıkacak karşıma. Hiçbir şey istemeden, hiçbir beklenti olmadan benimle aynı yolu yürümeyi seçecek.
Ben de onunla konuşmaya başlayacağım.
Evet, belki bana kelimelerle cevap vermiyor ama buna hiç ihtiyaç da duymuyorum.
Bazen yürüdüğüm yolu anlatıyorum ona.
Bazen ne kadar yorulduğumu…
Bazen de sadece başını okşayıp, “İyi ki geldin.” diyorum.



O ise gözlerimin içine bakıyor, kuyruğunu sallıyor ve yürümeye devam ediyor.
İnsan bazen yıllardır tanıdığı insanlarda bile bulamadığı huzuru, adını bilmediği bir canın yanında bulabiliyor. Ben bunu defalarca yaşadım.
“Gerçek dostluk bazen aynı dili konuşmak değil, aynı yolu sessizce yürüyebilmektir.”
Yürüyüşlerimin en güzel anlarından biri molalar oluyor.
Grup dinlenirken ben çoğu zaman biraz kenara çekiliyorum. Yanıma gelen dostun başını okşuyorum. Bazen yere uzanıyorum, o da yanıma uzanıyor. Kimi zaman başını dizime koyuyor, kimi zaman ben ona sarılıyorum.
İşte o anlarda sevginin en saf hâlini hissediyorum.
Çünkü orada hiçbir beklenti yok.
Gösteriş yok.
Çıkar yok.
Sadece güven var.
Sadece samimiyet var.
Belki de bu yüzden onları sadece doğada karşılaştığım birer hayvan olarak görmüyorum.
Onlar benim yol arkadaşlarım.
Belki en iyi artçım…
Belki en sessiz rehberim…
Belki de en sadık dostlarım.

Grup yürüyüşlerinde de bunu sayısız kez yaşadım. Bir köyün girişinde bize katılan bir dostun, parkurun sonuna kadar gruptan ayrılmadığını çok gördüm. Bazen en önde yürüyerek yolu gösterdi, bazen grubun en arkasında kaldı. Kimse geride kalmasın ister gibi hep bizi takip etti. Dere geçişlerinde bizimle birlikte suya girdi, yokuşlarda bizimle birlikte nefeslendi.
Sanki ekibin görünmeyen bir üyesiydi.
Ama beni en çok etkileyen anlar, tek başıma çıktığım keşiflerde yaşandı.
İşte o zaman aramızdaki bağ bambaşka oluyor.
Kimsenin olmadığı bir patikada sadece ikimiz yürüyoruz.
Saatlerce…
Hiç konuşmadan…
Ama birbirimizi anlayarak…
Bazen durup manzarayı birlikte izliyoruz.
Bazen gölgede dinleniyoruz.
Bazen de sadece sessizliğin tadını çıkarıyoruz.
Doğada yalnız olmadığımı bana en çok onlar hissettirdi.
“Bazı dostlar hayatınıza konuşarak değil, sessizce yanınıza yürüyerek girer.”
Yürüyüş bittiğinde ise en zor an geliyor.

Patikanın ayrıldığı yerde duruyor.
Ben yoluma devam ediyorum.
O olduğu yerde kalıyor.
Birkaç kez dönüp bakıyorum.
O da bana bakıyor.
Sonra sessizce arkasını dönüp kendi yaşamına devam ediyor.
Belki onu bir daha hiç göremeyeceğim.
Ama nedense içimde hep aynı duygu kalıyor.
Sanki eski bir dostla vedalaşmış gibi…
Bu yüzden yıllardır çantamda sadece kendim için su taşımıyorum.
Onlar için de su taşıyorum.
Mutlaka birkaç paket mama bulunduruyorum.
Çünkü biliyorum ki o küçük paylaşım, sadece birkaç lokma mamadan ibaret değil.
O, birlikte yürüdüğümüz yolun sessiz bir teşekkürü.
Bugün bilgisayarımdaki fotoğraf arşivine baktığımda yüzlerce doğa fotoğrafı görüyorum.
Zirveler…
Şelaleler…
Sis denizleri…
Ama en uzun süre baktığım fotoğraflar hep onlar oluyor.
Karın içinde bana eşlik eden dost…

Hasan Dağı’nın zirvesinde başını dizime koyan yol arkadaşım…


Yağmur altında benimle birlikte ıslanan can…
Yaylada yanıma uzanıp dinlenen sessiz dost…
Çünkü o fotoğraflar bana sadece güzel bir manzarayı hatırlatmıyor.
Bana birlikte yürüdüğümüz kilometreleri, paylaştığımız sessizliği ve hiçbir karşılık beklemeden kurulan o eşsiz dostluğu hatırlatıyor.
Doğa bana çok şey öğretti.

Sabretmeyi…
Mücadele etmeyi…
Paylaşmayı…
Ama belki de en önemlisi şunu öğretti;
Gerçek dostluk bazen aynı dili konuşmakla kurulmaz.
Bazen sadece aynı patikada, aynı yöne doğru yürümek yeterlidir.
Belki bu yüzden her yeni yürüyüşe çıkarken içimden hep aynı cümle geçiyor:
“Bugün acaba hangi yol arkadaşımla tanışacağım?”
Çünkü biliyorum ki doğa, bana her seferinde yeni bir manzara göstermenin yanında, kalbime dokunacak yeni bir dost da çıkaracak karşıma.
Ve ben, yirmi yılı aşkın süredir olduğu gibi, o dostlarla aynı patikayı yürümeye devam edeceğim.

Bir yanıt yazın