Press ESC to close

İnsan Bazen Hiç Yaşamadığı Bir Yeri Özler

Bazen insan uzaklara gitmez, sadece kendisine daha yakın olacağı bir yere döner.

Şehir hayatının hiç durmayan temposundan, kalabalığından, trafiğinden ve zihnimde biriken onlarca düşünceden uzaklaşmak için kendime küçük bir reçete yazdım.

Bu bir tatil değil…

Bu; biraz bedenimi dinlendirmek, biraz ruhumu beslemek ve belki de en önemlisi zihnimin üzerindeki yükleri hafifletmek için çıktığım küçük bir inziva.

Bu reçetenin adresi ise babamın doğup büyüdüğü, çocukluk anılarının geçtiği Hortokop Köyü.

Ben bu coğrafyada doğmadım. Bu patikalarda çocukluğum geçmedi. Bu dağların arasında oyunlar oynamadım, bu yaylalarda çocukluk hatıraları biriktirmedim.

Ama insan bazen bir yere ayaklarıyla değil, dinlediği hikâyelerle bağlanır.

Ben Hortokop’a çocukluk anılarımla değil, babamın bana emanet ettiği hatıralarla bağlıyım.

Yıllar boyunca babamdan dinlediğim hikâyeler, onun yaşadığı anılar ve son yıllarda bulduğum her fırsatta burada geçirdiğim zamanlar sayesinde, bu topraklarda artık ben de kendi hikâyemi yazmaya başladım.

Bu köyün benim için bir başka anlamı daha var.

Kendisini görme şerefine erişemediğim, ben doğmadan bir yıl önce hayata veda eden ve adını gururla taşıdığım rahmetli dedem Ali Kemal Kol’un topraklarındayım.

Bugün içinde bulunduğum bu mütevazı köy evi, bu arazi ve çevresindeki emek dolu izler bir zamanlar onun alın terine, emeğine ve dokunuşlarına şahitlik etti.

Dedem Ali Kemal Kol’un mezarı…

Bazen bir insanı tanımak için onunla aynı sofraya oturmak gerekmez. Bazen geride bıraktığı izler, onu tanımaya yeter.

Dedem arkasında on evlat bıraktı. Ben de o büyük ağacın dallarından birinin meyvesi, o on evlattan birinin oğluyum.

Belki de bugün burada bulduğum huzurun sebebi sadece doğanın güzelliği değil; aynı zamanda geçmişimle aramda kurduğum bu görünmez bağdır.


Dağların Çağırdığı Yer

Maçka’nın dağlarla çevrili bu eşsiz coğrafyası beni her zaman kendine çekti. Çünkü hiçbir zaman düzlüğün insanı olmadım.

Gözümün görebildiği her yerde yükselen dağlar, tepelerin üzerine yavaşça inen sis bulutları, ağaçların arasından geçen rüzgâr ve zaman zaman başlayan ince yağmur bana tarifsiz bir huzur veriyor.

Şu anda bu satırları yazarken tam karşımda yine o heybetli dağlar duruyor. Sis, yavaş yavaş onların arasına süzülüyor. Kuş sesleri, rüzgârın ağaçlarla yaptığı o eski sohbet ve doğanın kendine ait eşsiz melodisi bana eşlik ediyor.

 

İşte benim bugünkü manzaram bu.

Bazen en güzel manzaralar fotoğraf makinesinin değil, insanın ruhunun hafızasında saklanır.

Elbette bu anlardan kareler yakalıyorum. Bu satırların yanında göreceğiniz fotoğraf da tam şu anda karşıma uzanan dağların, sislerin ve sessizliğin bir hatırası olacak.


Doğa Sadece Gidilen Bir Yer Değil, Dönülen Bir Hâldir

Yaklaşık yirmi yıldır doğa yürüyüşleri ve kampçılık hayatımın en önemli parçalarından biri oldu.

Hafta içi iş hayatının temposunu, stresini ve zihinsel yorgunluğunu azaltmak için yıllardır şehirden çıkıp dağlara, ormanlara ve patikalara yöneldim. Doğanın içinde nefes almayı, yavaşlamayı ve kendimi dinlemeyi öğrendim.

Fakat bugün bulunduğum yer, benim için tüm bunların biraz daha ötesinde bir anlam taşıyor.

Burada bir etkinlik programı yok, ulaşılması gereken bir zirve yok, tamamlanması gereken bir rota yok.

Burada sadece anın içinde olmak var.

Dün yaptığım kısa yürüyüşte daha yolun başında karacalarla karşılaştım. Gönül isterdi o anları fotoğraf ve videolarla daha fazla ölümsüzleştirebilmek. Bir tanesinin görüntüsünü alabilmek nasip oldu.

Karşıma çıkan tilkiler, daha önce dikkatle gözlemleme fırsatı bulamadığım kuşlar ve doğanın bana sunduğu küçük sürprizler…

Ama artık çok iyi biliyorum ki;

Her güzelliği kayıt altına almak zorunda değiliz. Bazı anlar sadece yaşanmak içindir.

Keşif Defteri’nde yıllardır yürüdüğüm yolları, gördüğüm yerleri ve hissettiklerimi anlatmaya çalışıyorum. Ancak bazı manzaralar, bazı kokular ve bazı hisler vardır ki ne kelimeler ne de fotoğraflar onları tam anlamıyla anlatmaya yeter.


“Doğanın içinde yalnız kalmak, aslında kendinle yeniden tanışmaktır.”

Bu coğrafyada tek başına geceyi geçirmek herkesin kolayca verebileceği bir karar değildir. Hatta çocukluğunu bu topraklarda geçiren babam bile zaman zaman burada tek başına kalamayacağını bana söylemiştir.

Ben ise burada hiç yaşamamış biri olarak bu deneyimi üçüncü kez yaşıyorum.

Belki biraz cesaret, biraz merak ama en çok da kendimle baş başa kalma ihtiyacı beni buraya getiriyor.

Çünkü insanın zaman zaman sessizliğe, düşünmeye, kendini dinlemeye ve hayatına dışarıdan bakmaya ihtiyacı vardır.

Belki yeni fikirler kalabalıkların içinde değil; bir dağın yamacında, sislerin arasında, bir kuşun sesinde veya toprağa düşen yağmurun kokusunda doğar.


Bu Bir Veda Değil, Bir Başlangıç

Bu satırlar, şu anda içinde bulunduğum anın küçük bir kaydıdır.

Bu birkaç günlük sessiz kaçış tamamlandığında, yürüdüğüm patikaları, karşılaştığım canlıları, bu köyün bana hissettirdiklerini ve biriktirdiğim anıları fotoğraflarla birlikte çok daha geniş bir yazıda Keşif Defteri’nde paylaşacağım.

Çünkü bazı yolculuklar gidilen yerde bitmez.

İnsanın içinde yaşamaya devam eder.

Ve bazen insan en uzun yolculuğunu, hiç yaşamadığını sandığı ama ruhunun çoktan bağ kurduğu topraklara doğru yapar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir