
Bir zamanlar kendi aramızda yarı şaka yarı ciddi bir cümle kurardık:
“Yakında nefes almak bile yasak olacak.”
O günlerde bunu söylerken gülüp geçerdik. Bir abartıydı belki. Ama bazı cümleler vardır; ilk söylendiğinde şaka gibi gelir, sonra hayat sessizce onları gerçeğe dönüştürür.
Bugün dönüp baktığımda o söz artık sadece bir benzetme gibi gelmiyor bana. Çünkü insanların nefes almak için kaçtığı yerlere bile yasak tabelaları asılıyor.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da orman yasakları başladı. Üstelik artık yaz sıcaklarını bile beklemiyor. Daha mayıs ayında başladı yasaklar. Kocaeli’nde yasak, Sakarya’da yasak, Düzce’de yasak, Bursa’da yasak… Bir bakıyorsunuz, insanın doğaya ulaşabildiği her yere tek tek sınırlar çiziliyor.
Oysa insanın elinde kalan son şey doğa.
Şehirler beton duvarların arasında sıkışmış durumda. Geçim yükünün altında ezilen, gün boyu trafik ve stresle mücadele eden milyonlarca insan için doğa artık bir lüks değil; bir ihtiyaçtır. İnsan bazen sadece sessizlik duymak ister. Kuş sesini dinlemek, toprağa basmak, iki ağacın gölgesinde birkaç saat geçirmek ister. Çünkü beden kadar ruh da yorulur.
Yıllardır patikalarda yürüyen biri olarak şunu gördüm; İnsan doğaya sadece yürümeye gitmiyor. Kimi zaman yorulduğu hayatından biraz uzaklaşmak, kimi zaman da kendine biraz daha yaklaşmak için gidiyor. Patikalarda yalnızca kilometreler aşılmıyor; zihindeki yükler de yavaş yavaş geride bırakılıyor.
Fakat ne yazık ki bu ülkede çözüm üretmek yerine yasak koymak daha kolay geliyor.
Konser yasak. Festival yasak. Kamp yasak. Orman yasak. Giriş yasak.
Sürekli yasak diliyle yaşayan bir toplumun nefes alanları da her geçen gün biraz daha daraltılıyor.
Elbette herkes doğayı aynı hassasiyetle kullanmıyor. Geride bırakılan çöpler, söndürülmeden bırakılan ateşler ve dikkatsizlikler de var. Bunları görmezden gelmek gerçekçi olmaz. Yanan her ağaç hepimizin içini yakıyor. Çünkü mesele sadece ağaç değil; bir yaşam alanı ve gelecek meselesidir.
Ama artık şu gerçeği de görmek gerekiyor; Yangınların önüne sadece yasaklarla geçemezsiniz.
Çünkü bilinçsizliği yasakla düzeltemezsiniz.
Gerçek koruma tabelalarla değil, bilinçle başlar. Eğer gerçekten ormanları korumak istiyorsanız önce doğayı seven insanlar yetiştirmeniz gerekir. Eğitimle, farkındalıkla, çocuk yaşta verilen doğa sevgisiyle bunu başarabilirsiniz. Çünkü doğayı gerçekten seven insan yere izmarit atmaz, ateşini söndürmeden gitmez, ağacı kırmaz, toprağı kirletmez.
Ama biz ne yapıyoruz?
Kolay olanı seçiyoruz.
Yasaklıyoruz.
Peki sorun çözülüyor mu?
Hayır.
Sadece insanlar biraz daha betonların arasına, ekranların başına ve kalabalıkların içine sıkıştırılıyor.
Ve sonra neden bu kadar mutsuz olduğumuzu, neden birbirimizi anlamadığımızı, neden her geçen gün daha tahammülsüz hâle geldiğimizi sorguluyoruz.
Belki mesele sadece orman değildir.
Belki mesele, insanların nefes alabileceği son alanların da yavaş yavaş ellerinden alınmasıdır.
Çünkü insan yalnızca ciğerleriyle nefes almaz.
Bazen bir patikada yürüyerek, bazen bir ağacın gölgesinde oturarak, bazen de doğanın sessizliğine karışarak nefes alır.
Ve bir gün gerçekten nefes almak bile yasak olursa, belki de o zaman çok geç olduğunu anlayacağız.

Bir yanıt yazın