Press ESC to close

Nimet Teyze’nin Bahçesinde Başlayan Hikâye

Bazen bir gün, haftalara bedel olur.
Bazen birkaç kilometrelik bir yürüyüş, insanın içinde uzun bir yolculuğa dönüşür.

12 Nisan Cumartesi günü biz de tam olarak böyle bir günün içine yürüdük.

Rotamız; Bolu’nun Mudurnu ilçesine bağlı Köseler Köyü’nden başlayıp Akyokuş hattı üzerinden Sülüklügöl’e uzanan, ardından yine köye dönen döngüsel bir parkurdu.
Ama bu yolculuk sadece bir rota değildi…

Biraz keşif, biraz hazırlık, bolca da hikâyeydi.

Ve aslında her şey, daha yola çıkmadan başlamıştı.

Her şey planlıydı… Sanıyorduk

Günler öncesinden konuşulmuştu her şey.
Kim ne getirecek, kim nereden alınacak, eksikler neler…

Kağıt üstünde kusursuzduk.

Ama hayat her zaman küçük dokunuşlar yapmayı sever 🙂

Biz daha uykudayken, Sinan çoktan yola çıkmıştı. Avrupa Yakası’ndan Marmaray’a binmiş, gün doğmadan Gebze’ye doğru ilerliyordu.

Gerçekten isteyen insanın bahanesi olmuyor.

Bizim taraf ise biraz daha “hallederiz” modundaydı.

Hilal ve Bekir hazırlanırken zaman biraz… esnedi diyelim 🙂
Sinan’ı alıp geri dönmeleri, eksikleri tamamlamaları derken bana ulaşmaları gecikti.

Ben de kapının önünde beklemeye başladım.

42 dakika kadar.

Trip atmamak mümkün müydü?

Değildi.

Attım da 🙂

Ama onları görür görmez geçti.

Çünkü o an bir şey daha netleşiyor;

Doğru insanlarla yoldaysan, gecikmeler bile hikâyenin bir parçasına dönüşüyor.

Köseler Köyü’nde Bir Kapı Açıldı

Köye vardığımızda plan basitti aslında.
Çimenlerin üzerine oturup küçük bir kahvaltı yapacaktık.

Ama plan yine değişti.

“Olur mu öyle şey?” dediler.

Ve biz kendimizi küçük bir evin bahçesinde bulduk.

Orası Nimet teyzenin eviydi… muhtarın eşi.
Ama bu tanım yetmez.

O, tam anlamıyla Anadolu’nun kendisiydi.
Sıcak, samimi, içten…

Bahçesinin kapısını bize hiç düşünmeden açtı.
Aslında evine de davet etti ama biz doğanın içinde kalmak istedik.
O da bunu anlayıp bahçesini bize bıraktı.

Sonra olanlar…

Evinden peynir çıkardı getirdi.
Ahıra gidip süt sağdı.
Sanki bizi yıllardır tanıyormuş gibi, eksik bir şey kalmasın diye uğraştı.

Biz çimenlerin üzerinde kahvaltı yapmayı planlarken,
bir anda bir köy sofrasının misafiri olduk.

Ben de boş durmadım, kuymak yaptım.

Ama o an mesele kahvaltı değildi.
Mesele paylaşımdı.

Bazı sofralar doyurmaz sadece…
İnsanın içine dokunur.

Ormana Açılan Kapı

Kahvaltının ardından çantalar sırtlandı.
Akyokuş yönüne doğru yürüyüş başladı.

İlk 2 kilometrelik çıkışla birlikte orman kendini göstermeye başladı.

Dar patikalar, çam ağaçları, kuş sesleri…
İlkbaharın o taze hali.

Bir noktadan sonra yürümek sadece yürümek olmuyor.
Sohbet ediyorsun, duruyorsun, nefes alıyorsun…

Ve fark etmeden yavaşlıyorsun.

Belki de olması gereken tam olarak bu.

Sülüklügöl; Sessizliğin İçinde

Yaklaşık 8 kilometre sonra Sülüklügöl’e ulaştık.

Burası rotanın kalbi.

Sessizlik var… ama boş bir sessizlik değil.
İnsanı içine çeken, dinlendiren bir dinginlik.

Uzun bir mola verdik.

Odun topladık, küçük bir ateş yaktık.
Sucukları çıkardık.

Ve klasik sahne yaşandı:

“Ben az yerim” diyen herkes bir anda performans sporcusuna dönüştü 🙂

Yarım ekmek planlayanlar, 1 – 1.5 ekmeklere çıktı.

Ama doğada böyle oluyor.

İnsan kendini tutmuyor.
Olduğu gibi yaşıyor.

Dönüş Yolu ve Ritmini Bulmak

Moladan sonra dönüşe geçtik.

Aynı rota gibi görünse de dönüş hiçbir zaman aynı hissettirmez.
Biraz yorgunluk, biraz sessizlik…

Ama biz o kısmı da eğlenceye çevirdik.

Şarkılar söyledik, ritim tuttuk.

Bazen yolu kısaltmanın en iyi yolu, onu keyifli hale getirmek.

 

Yol Arkadaşlığı

Sinan’la üçüncü, Bekir’le ikinci, Hilal’le ilk yürüyüşümdü.

Ama hiç yabancılık yoktu.

Bazı insanlar vardır; yeni tanışırsın ama eski gibi hissedersin.

Aynı frekans dediğimiz şey tam olarak bu.

Doğa Aceleyi Sevmez

Bu yürüyüş bana bir şeyi tekrar hatırlattı:

Doğada acele etmenin hiçbir anlamı yok.

Zaten yetişmen gereken bir yer yok.
Sadece o anın içindesin.

Ve belki de uzun zamandır ihtiyacın olan şey tam olarak bu.

Bir Kahve, Bir Hatır

Yürüyüş bittiğinde tekrar köye döndük.

Yorgunduk… ama o güzel yorgunluktan.

Hilal kahve yaptı.
Son bir mola verdik.

Tam o sırada bir fotoğraf çektik.
Dördümüz, günün sonunda.

Ben normalde kahve içmem.

Ama o gün içtim.

Çünkü bazı anlar, tadıyla değil anlamıyla içilir.


Bir Sonraki Adım

Bu yürüyüş sadece bir gezi değildi.
25 Nisan’daki etkinliğin de bir ön hazırlığıydı.

Parkuru kontrol ettik, bazı noktaları düzenledik.

Çünkü doğa sürekli değişiyor.

Ve biz de onunla birlikte yeniden öğreniyoruz:

Bazen geç kalırsın,
bazen beklersin,
bazen planlar tutmaz…

Ama doğru insanlarla yoldaysan,
her şey tam olması gerektiği gibi olur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir