Press ESC to close

Patikalarda Yürüyen Bir Kuşak

Bir göl kenarında oturup yazı yazmak, aslında sadece yazmak değildir.
İnsan biraz kendini toplar, biraz geçmişi çağırır, biraz da geleceğe bakar.
Suya düşen ışık, kalemin ucuna ağır ağır taşınır. Acele yoktur.
Doğada zaman, insanın iç ritmine uymayı kabul eder.

“Doğa acele etmez; insanı yavaşlatarak iyileştirir.”

Bu masada yazılan her cümle, yılların birikimi gibi ağır ama sakindir.
Çünkü bu yollar kısa sürede öğrenilmez.
Toprak hemen açılmaz, orman hemen konuşmaz, patika kendini bir anda vermez.
Yürüdükçe öğretir, kaldıkça anlatır.

Doğa, insanlık evriminin üzerinden geçtiği yerdir.
İnsan düşünmeyi, durmayı, iz sürmeyi burada öğrenmiştir.
Bu yüzden doğaya çıkan herkes, farkında olsun ya da olmasın, biraz kendine döner.

“İnsan kendini en çok, kendinden uzaklaştığı yerlerde bulur.”

Aynı Yollar, Aynı İnsanlar

Yaklaşık yirmi yıldır bu patikalardayım.
Henüz yirmili yaşlarımızı bile doldurmadan çıktığımız yolculukları hatırlıyorum.
Doğayı severdik, kampları severdik, yürümeyi severdik.
Biz daha çok dinler, bakar ve öğrenirdik; yol gösterenler hep bizden büyüklerdi.

Bugün yürüdüğüm tüm yollarda, takip ettiğim tüm yürüyüş gruplarında tanıdık bir manzara var;
Dünün yirmilikleri, bugünün yürüyenleri…
Biz yine buradayız.

Bazen aynı rotada farklı yürüyüş gruplarıyla karşılaşırız.
Patikada tanıdık yüzler belirir; sırtlarda çantalar, ellerde batonlar…
Aynı dönemin insanları, aynı sessizlikten geçmiş dostluklar.

Kimi zaman farklı gruplarda yer alsak da eski yol arkadaşlarımızla karşılaşırız.
Ayaküstü bir selam, kısa bir sohbet…
Adresler farklı olabilir ama amaç hep aynıdır.

“Yollar ayrılır, niyet değişmez.”

Bu yola çıktığım günden bugüne kadar birçok insan bu yolculuğu tamamladı.
Kimi erken bıraktı, kimi başka yönlere saptı.
Ama bazılarıyla yıllardır aynı yolda yürümek, aynı tempoda nefes almak hâlâ çok kıymetli.

Bu yaşıma kadar kurduğum en sağlam dostlukları patikalarda kurdum.
Sessizlikte, yorgunlukta, paylaşılmış bir su molasında…

“Gerçek dostluk, konuşmadan da yürüyebilmektir.”

Doğa bizim için hâlâ bir kaçış değil; bir duruş.
Bu bir sadakat meselesi.
Ve bu sadakat küçümsenecek bir şey değil.

Ama bu sürekliliğin içinde bir boşluk var artık.

Gelmeyenler

Yeni kuşakları göremiyorum.
Ne kendi ekibimde ne de diğer yürüyüş gruplarında…

Bu, içimde gerçek bir üzüntü yaratıyor.
Çünkü mesele sayı değil; devamlılık.

Gençlerin enerjisi yok.
Soruları yok.
İlk kez çamura basmanın şaşkınlığı, ilk zirvede durup susmanın hali yok.

Teknolojinin esiri olmuş bir gençlik var karşımızda.
Ekranlara, dijital ortamlara hapsolmuş…
Hızlı, parlak ama yorgun.

“Ekranlar oyalıyor, toprak onarıyor.”

Elbette herkes aynı hobide buluşmak zorunda değil.
Ama doğadan bu kadar uzak bir kuşak, insanı düşündürüyor.
Çünkü doğa bir hobi değildir.
Doğa, insanın kendini iyi hissettiği yerdir.

Şuna inanıyorum:
Bugün uzak durdukları doğaya, bir gün mutlaka koşacaklar.

Çünkü şehir yorar.
Ekran tüketir.
Hız boşaltır.
Ama toprak toparlar.

“İnsan yorulduğu yere değil, iyileştiği yere döner.”

Belki geç olacak.
Belki bir tükenmişliğin ardından.
Belki “artık dayanamıyorum” denilen bir anda…

Ama gelecekler.

Ve ne mutlu bize ki, biz bunu erken yaşta öğrendik.
Ne mutlu bize ki, doğayı bir kaçış değil, bir öğretmen olarak tanıdık.

Bu yazı bir sitem değil.
Bu yazı bir tanıklık.

“Doğa bekler. Çünkü kimin döneceğini bilir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir