Press ESC to close

Fikirden Patikaya; Bir Trekking Etkinliği Nasıl Hazırlanıyor?

Bir trekking etkinliğinin, rota fikrinden yürüyüş gününe kadar uzanan görünmeyen hazırlık süreci.

Her şey bazen bir haritaya bakarken başlıyor. Hafta sonu için yeni bir rota ararken daha önce yürümediğiniz bir bölge karşınıza çıkıyor. Haritayı biraz daha inceliyorsunuz; bir köy, bir yayla, ormanın içinden geçen bir patika derken aklınızda ilk soru beliriyor: “Buradan bir trekking rotası çıkar mı?” İşte bir etkinliğin ilk adımı çoğu zaman burada atılıyor.

Sonrası ise haritadaki birkaç çizgiden çok daha fazlası. Rotanın uzunluğu, yükselti farkı, zorluk derecesi, ulaşımı, mevsim şartları, grubun yapısı, mola noktaları, hatta yürüyüşten önce çayın nerede içileceğine kadar birçok küçük detay devreye giriyor.

Üstelik daha önce defalarca yürüdüğünüz bir rota bile olsa iş bitmiyor. Etkinlik tarihine en az bir hafta kala yeniden parkura gidip güncel durumu kontrol etmek gerekiyor. Çünkü doğa, geçen yıl bıraktığınız yerde aynı şekilde durmuyor.

Bir trekking etkinliğinin katılımcılar açısından başlangıcı, sabah buluşup araçlara binmek olabilir. Ama organizatör için o yürüyüş çok daha önce başlıyor.

Bu yazıda bir trekking etkinliğinin fikir olarak ortaya çıkmasından, rotanın belirlenmesine, parkur kontrolünden, kahvaltı ve zaman planlamasına, yürüyüş gününden etkinlik sonrasındaki değerlendirmeye kadar nasıl hazırlandığını anlatacağım. Çünkü patikada gördüğünüz birkaç saatlik yürüyüşün arkasında, çoğu zaman görünmeyen uzun bir hazırlık var.

İlk adım; Nereye gideceğiz?

Her etkinlik bir rota arayışıyla başlıyor. Bazen daha önce hiç gitmediğimiz bir bölgeyi araştırıyoruz, bazen de yıllardır bildiğimiz bir rotayı yeniden programa alıyoruz. Burada önemli olan sadece güzel bir yer bulmak değil; o bölgenin bir trekking etkinliğine uygun olup olmadığını değerlendirmek.

Parkurun kaç kilometre olduğu, toplam yükselti, iniş ve çıkışların dağılımı, ulaşım süresi, mevsim şartları ve grubun genel seviyesi birlikte düşünülüyor. 10-12 kilometrelik bir parkur her zaman kolay olmayabilir. Aynı şekilde 15 kilometrelik bir rota da arazinin yapısına göre beklenenden daha rahat olabilir.

Bu nedenle kilometre tek başına bir ölçü değil.

Haritayı inceliyor, bölgeyi araştırıyor ve kafamızda ilk programı oluşturmaya başlıyoruz. Fakat haritada gördüğümüz rota henüz yürüyüşe hazır olduğumuz anlamına gelmiyor.

Daha önce yürüdüğümüz rotayı neden tekrar kontrol ediyoruz?

Benim için organizasyonun en önemli aşamalarından biri bu. Seçtiğim bir rotayı daha önceden defalarca yürümüş veya yürütmüş olsam bile, etkinlik tarihine en az bir hafta kala tekrar gidip parkurun güncel durumunu kontrol ediyorum.

Bunun nedeni çok basit; Doğa değişiyor.

Geçen yıl açık olan bir patika bu yıl devrilmiş bir ağaç nedeniyle kapanmış olabilir. Yağışlar bir geçişi değiştirmiş olabilir. Dere seviyesi yükselmiş, toprak kaymış veya daha önce kullandığımız bir bölüm farklı bir hale gelmiş olabilir.

Bu yüzden sadece eski deneyime güvenmek istemiyorum. Parkuru yeniden yürüyor, mesafeyi kontrol ediyor, zor bölümlere bakıyor, mola noktalarını yeniden değerlendiriyor ve gerekiyorsa alternatif geçişleri belirliyorum.

Çünkü bir rotayı bilmek başka, o rotanın bugün ne durumda olduğunu bilmek başka.

Rota belli olduktan sonra takvim devreye giriyor

Parkur konusunda karar verdikten sonra tarih ve program şekillenmeye başlıyor. Burada da sadece takvimde boş bir Cumartesi bulmak yeterli değil.

Mevsim, hava durumu, gün ışığı, ulaşım süresi, parkurun zorluk derecesi ve tahmini yürüyüş süresi birlikte değerlendiriliyor.

Çünkü 12 kilometrelik bir parkurun programı ile 20 kilometrelik bir parkurun programı aynı olmaz. Aynı kilometrede bile yükselti ve arazi yapısı değiştiğinde yürüyüş süresi ciddi şekilde farklılaşabilir.

Bütün bunları hesapladığımızda hareket saati, kahvaltı zamanı, parkura giriş saati, molalar ve dönüş saati ortaya çıkmaya başlıyor.

Burada iş biraz zaman matematiğine dönüşüyor.

Kahvaltının bile bir planı var

Çoğu etkinlikte parkura doğrudan girmiyoruz. Bölgede uygun bir köy kahvesi varsa, yürüyüşten önce burada kısa bir kahvaltı molası planlıyoruz. Kahvaltılıklarımızı yanımızda götürüyoruz, çayımızı ise köy kahvesinden alıyoruz.

Fakat o çayın bile bir zamanı var.

Köy kahvesini önceden arayıp kaç kişi olacağımızı ve yaklaşık saat kaçta orada bulunacağımızı söylüyoruz. Çayın da biz gelmeden hazırlanmasını rica ediyoruz.

Genellikle bu kahvaltıyı, parkurun başlangıç noktasına geçmeden yaklaşık 30 dakika ile 1 saat önce yapıyoruz. Dolayısıyla sabahın ilk dakikasından itibaren bir zaman hesabı başlıyor.

Kaçta yola çıkacağız?

Kahvaltı noktasına kaçta ulaşacağız?

Kahvaltı ne kadar sürecek?

Parkur başlangıcına ne zaman geçeceğiz?

Yürüyüşün ilk bölümünü hangi tempoda tamamlayacağız?

Mola ne zaman verilecek?

Ve günün sonunda araca yaklaşık kaçta ulaşmamız gerekiyor?

Bunların hepsi aynı hesabın parçaları.

Trekking organizasyonunda zaman yönetimi, rota yönetimi kadar önemli. Bir yerde 15 dakikalık gecikme, günün ilerleyen saatlerinde yarım saate dönüşebiliyor. Kahvaltı uzuyor, bir fotoğraf molası beklenenden fazla sürüyor, grubun temposu düşüyor veya parkurun bir bölümü tahminimizden daha fazla zaman alıyor.

Elbette insanlara kronometre tutmuyoruz. Trekkingin keyfi biraz da durmak, sohbet etmek, fotoğraf çekmek ve doğanın içinde zaman geçirmek. Ama organizasyonu yapan kişi olarak günün başlangıcından bitişine kadar kafanızda bir zaman planı olmak zorunda.

Kahvaltımızı yapıyor, çayımızı içiyor, çantalarımızı yeniden hazırlıyor ve parkurun başlangıç noktasına doğru hareket ediyoruz.

Yaklaşık 30-60 dakika sonra artık asıl yürüyüş başlıyor.

Şimdi sıra grubu yürütmekte

Parkurun başlangıcında kısa bir bilgilendirme yapıyoruz. Günün rotası, yaklaşık mesafe, mola noktaları ve özellikle dikkat edilmesi gereken bölümler anlatılıyor.

Sonra yürüyüş başlıyor.

İlk kilometrelerde herkesin enerjisi yüksek. Fotoğraflar çekiliyor, sohbetler başlıyor, yeni katılanlar çevreyi keşfediyor. Ancak kilometreler ilerledikçe grubun gerçek temposu ortaya çıkıyor.

Daha hızlı yürüyenler öne geçiyor, bazıları geride kalıyor. Kimi yokuşları rahat çıkıyor, kimi daha sık mola vermek istiyor.

Burada organizasyonun bir başka tarafı devreye giriyor. Öndeki grubun fazla açılmaması, geride kalanların yalnız kalmaması ve molaların doğru zamanda verilmesi gerekiyor.

Bir yandan rotayı takip ederken diğer yandan grubun durumunu gözlemliyorsunuz. Kim yoruldu? Tempo nasıl? Mola vermek için doğru yerde miyiz? Planladığımız zamanın gerisinde miyiz?

Bütün bunlar yürüyüş boyunca sürekli değerlendiriliyor.

Plan var ama doğa son sözü söyleyebilir

Ne kadar hazırlık yaparsanız yapın, doğada her şey planlandığı gibi gitmiyor.

Hava değişebiliyor, patika çamurlanabiliyor, beklemediğiniz bir engelle karşılaşabiliyorsunuz veya bir katılımcı tahmin edilenden fazla yorulabiliyor.

Böyle durumlarda plana körü körüne bağlı kalmak doğru değil. Plan sizi yönlendiriyor ama şartlar değiştiğinde karar vermeniz gerekiyor.

Bazen daha uzun bir mola veriyoruz, bazen alternatif bir patikaya giriyoruz. Bazen rotanın bir bölümünü kısaltıyor, bazen de güvenlik açısından planlanan bölümden vazgeçiyoruz.

Yıllar içerisinde öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu:

İyi bir trekking organizasyonu, her şeyin plana göre gitmesi değil; plan bozulduğunda doğru kararı verebilmektir.

Çünkü doğada her şeyi kontrol edemezsiniz.

Ama hazırlıklı olabilirsiniz.

Etkinlik bitiyor, değerlendirme başlıyor

Saatler sonra parkurun sonuna ulaşıyoruz. Herkes yorulmuş oluyor. Çantalar ağırlaşıyor, ayaklar ağrıyor ama genellikle yüzlerde güzel bir memnuniyet var.

Son fotoğraflar çekiliyor, çantalar araca yerleştiriliyor ve dönüş başlıyor.

Katılımcılar için etkinlik büyük ölçüde burada sona eriyor. Benim için ise kısa bir değerlendirme süreci başlıyor.

Nerede zaman kaybettik?

Hangi bölüm beklediğimizden daha zor çıktı?

Kahvaltı ve mola süreleri yeterli miydi?

Ulaşımda bir problem yaşandı mı?

Bir sonraki etkinlikte neyi farklı yapabiliriz?

Çünkü her etkinlik, bir sonraki organizasyon için yeni bir deneyim bırakıyor.

Ve sonra yeniden haritaya dönüyoruz

Belki de bu işin en güzel tarafı burada.

Bir etkinlik bitiyor, insanlar evlerine dönüyor, fotoğraflar paylaşılıyor ve birkaç gün sonra yeniden haritanın başına geçiyoruz.

“Bir sonraki hafta nereye gidelim?”

Yeni bir bölge araştırılıyor, yeni bir rota bulunuyor, parkur inceleniyor ve aynı süreç yeniden başlıyor.

Dışarıdan bakıldığında bir trekking etkinliği birkaç saatlik bir yürüyüş.

Ama o birkaç saatin arkasında rota araştırması, keşif, tekrar kontrol, ulaşım planı, kahvaltı organizasyonu, zaman hesabı, grup yönetimi ve gerektiğinde anlık kararlar var.

Yıllar içerisinde bu iş bana şunu öğretti:

İyi bir parkur bulmak önemli, ama o parkuru insanlarla doğru şekilde paylaşabilmek daha önemli.

Çünkü sonunda geriye sadece yürünmüş kilometreler kalmıyor. Yeni insanlar tanıyoruz, yeni yerler görüyoruz, bazen zorlanıyoruz, bazen plan değiştiriyoruz ve bütün bunların sonunda herkesin hafızasında farklı bir gün kalıyor.

Bir etkinlik bitiyor.

Sonra harita yeniden açılıyor.

Ve yeni bir rota bizi bekliyor.

Çünkü bir trekking etkinliği, patikaya adım attığınız gün değil; o adımı atmadan çok önce başlıyor.

Her keşif bir adımla başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir