Press ESC to close

Zamanın Durduğu Yer; Denizli Göleti’nde Keşif, Sessizlik ve Karamel

Kasımın son nefesini verdiği bir pazar sabahı… Gökyüzü yağmuru fısıldarken biz, Denizli Göleti’nin sessiz patikalarına doğru yola çıktık. Rüzgârın taşıdığı son yapraklar, Yörük obalarından yükselen çan sesleri ve yanımızda koşan sevimli dostumuz Karamel… Hepsi bir araya geldi ve günün geri kalanını bir hikâyeye dönüştürdü. Çünkü doğa bazen sadece görülen değil, hissedilen bir masaldır.

Bugün Yoshi Ender ile birlikte yaşadığımız şehrin, Gebze’nin Denizli köyünde bulunan Denizli Göleti ve çevresindeki Yörük obalarını kapsayan toplam 12 kilometrelik bir trekking keşfine çıktık. Sanayinin başkenti Kocaeli’nin orta yerinde böyle saklı bir cennet bulmak hem şaşırtıcıydı hem de insanı derinden sevindiren bir sürprizdi. Betonun içinde sıkışan ruhumuz burada özgürlüğün kokusunu yeniden aldı.

Bir gece önce hava durumu yüzde 70 yağış gösteriyordu. Hazırlığımızı buna göre yapmıştık. Sabah serinliğinde yola çıktığımızda hafif bulutlu bir hava vardı ancak birkaç saat sonra açan güneş, doğanın “sürpriz hediyesi” gibi karşımıza çıktı.
“Güneş bazen sadece gökyüzünü değil, insanın içini de aydınlatır.”

Parkur boyunca dökülen son yaprakların arasından ilerlerken sarının ve kahverenginin her tonuna tanık olduk. Yörük obalarındaki koyunların, keçilerin ve ineklerin çan sesleri rüzgârla birleşip adeta doğanın bestesini çalıyordu. İşte o an anladım;

“Doğada hiçbir ses gürültü değildir; her biri bir hatıranın melodisidir.”

Bu keşifte bizi yalnız bırakmayan harika bir dostumuz da vardı. Tüyleri sıcak kahve tonlarında, masum bakışlı, sakin ve bir o kadar sevimli olan köpeğimiz Karamel… Rotanın başından sonuna kadar yanımızdan ayrılmadı. Her seslendiğimizde koşa koşa yanımıza gelişindeki sadelik bile insanın içini yumuşatıyordu.

“Bazı yol arkadaşlarını sen seçmezsin…
Doğa yolları sizin adınıza tanıştırır.”

Ara molalarda termoslarımızdan çay ve kahve yudumladık. Güneş, kasımın son pazarında yüzümüzü ısıtırken sanki doğa kendi sessiz teşekkürünü ediyordu.

Parkurun sonunda ateş çukurumuzu yaktık. O sırada yağmur hafif hafif çiselemeye başladı. Kara demlikte çay demledik; tadını bilen bilir, o çayın yerini hiçbir mekân dolduramaz. Bir yandan sucuklarımızı pişirdik; öyle acıkmıştık ki ekmeğe adeta gömüldük.

“Açlıkla birleşen doğa, en sade yemeği bile unutulmaz bir lezzete dönüştürür.”

Ardından içilen çay ise günün finalinde ayrı bir huzur verdi.

Derken sağanak bastırdı. Sonbahar adeta “veda zamanı” der gibiydi. Ertesi gün takvimde kışın ilk yaprağı açılacaktı. Biz ise bu mevsim geçişini fırsata çevirip, 12 kilometrelik keşif rotamızı tatlı bir yorgunluk ve derin bir huzurla tamamladık.

Ve her zamanki gibi doğaya sadece ayak izlerimizi bıraktık.
Ama doğa bize bir günün ötesine uzanan bir anı bıraktı.

Çünkü:
“Doğada atılan her adım, insanın kendine doğru yaptığı bir yolculuktur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir